Pilli ve Mekanik saat arasındaki farklar


Daha önce Ekşi Sözlük'te katkıda bulunduğum 'Canon ile Nikon arasındaki farklar' maddesinden esinlenerek pilli ve mekanik saatler hakkında yarı şaka yarı ciddi değerlendirmeler:

- Pilli saatler erkeklere, mekanik saatler kadınlara benzer.

- Pilli saatler hafiftir, mekanik saatler ağır.

- Pilli saatler süslüdür, mekanik saatler sade.

- Pilli saatler akılcıdır, mekanik saatler duygusal.

- Pilli saatler soğuktur, mekanik saatler sıcak.

- Pilli saatler gevezedir, mekanik saatler susmayı sever.

- Pilli saatler aldatabilir, mekanik saatler vefalıdır.

- Pilli saatler sayısal verilere, mekanik saatler analog verilere güvenir.

- Pilli saatler sıkıntı, mekanik saatler heyecan vericidir.

- Pilli saatler likör, mekanik saatler şarap gibidir.

- Pilli saatler okumayı, mekanik saatler yazmayı sever.

- Pilli saatler su gibidir, mekanik saatler toprak.

- Pilli saatler sevgidir, mekanik saatler aşk.

- Pilli saatler şımarıktır, mekanik saatler akıllı uslu.

- Pilli saatler görevdir, mekanik saatler tutku.

- Pilli saatler pop müzik, mekanik saatler klasik müziğe benzer.

- Pilli saatler Madonna'dır, mekanik saatler Hande Özyürek.

- Pilli saatler hedefe adım adım ilerler, mekanik saatler koşarak.

- Pilli saatler yol sormaz kaybolur, mekanik saatler gideceği yeri bilir.

- Pilli saatler romandır, mekanik saatler şiir.

- Pilli saatler çöp üretir, mekanik saatler hatıra.

- Pilli saatler ancak kuşatır, mekanik saatler ise fetheder.

ForumDonanımHaber



"Teorik değil de pratik bilgiler lazım bana" diyen bir arkadaşımı daha ForumDonanımHaber'in saat forumuna yönlendirdim. Biliyorsunuz saat konusunda Türkçe içerik son derece az, doğru dürüst kitap dahi yok. Bir kitabevine girin ve saatlerle ilgili kitapları sorun, en büyük kitabevinde dahi önünüze bir elin parmaklarını geçmeyen sayıda kitap konacak ve büyük bir ihtimal bunlar istediğiniz şeyler olmayacak. Yayınevleri bu konuya hiç önem vermiyor oysa Fransızca, İngilizce veya Almanca külliyata baktığınızda karşınıza yüzyılların birikimi çıkıyor, utanıyorsunuz. İnternet bu konudaki duvarları yıkıp kendisini geliştirmek için bir fırsat. Azıcık dil bilen için hele büyük bir bilgi birikimi var.

Bu nedenle de bloga bir kez daha yazmak istedim. ForumDonanımHaber'deki saatlerle ilgili bu forum pratik pek çok bilgi içeriyor. Hem artık forum epeyce büyüdü ve 120. sayfayı da devirdi. Üstelik bu aynı konudaki ikinci forum, birincisi sitenin yöneticileri tarafından haksız yere silinmişti. Neyse ki şimdi sağduyulu bir yönetim anlayışı mevcut ve forumdaki arkadaşlar da forumun ciddiyetinin bozulmaması için çaba gösteriyorlar.

Polemik, Teng, Azizim, axiaziz, bravoecho ve watcher6150 isimli üyeler soru soranlara yardımcı oluyorlar veya bildiklerini paylaşıyorlar. Ben bu forumdan çok şey öğrendiğimi daha önce yazmıştım. Her sayfada yeni bir şeyler öğrenmeye de devam ediyorum.

[Fotoğraf: Recep Gürgen Ustanın atölyesinden, 20 Mart 2009]

Mineli saatler, Graham'in tarihçesi ve küçük şirket büyük şirket ortaklığı



Başlıktaki yazılar RobbReport'un Nisan sayısında yer alıyor.

Derginin kapağındaki 'ağır' evi görünce korkarak, galiba saatlerle ilgili bir şey yok bu sayıda, diye düşünmüştüm ve fakat öyle değilmiş, hele büyük saat şirketlerinin kendi alanında uzmanlaşmış küçük şirketlerle işbirliğine gittiğinden ayrıntılı olarak söz edilen yazı her saatsever için gönülçelen türden (gönülçelen demişken J.D. Salinger'a selam).

Ultra gelenekçi Patek Philippe'in mineli saatleri ile ilgili yazı da uzunca ve dolu dolu. Dergi güzel, okumakta fayda var.

KURT KLAUS: “BENİ HALÂ HEYECANLANDIRAN SAAT DEĞİL, SAATİN İÇİNDEKİ MEKANİZMADIR”



[Bu yılın Başlarında Hello! dergisinde bir söyleşi yayımlandı. Bu söyleşide IWC’nin efsane isimlerinden biri olan Kurt Klaus tatlı diliyle IWC hakkında bilgi verip, saatler hakkındaki düşüncelerini anlatıyordu. Söyleşiyi okuyamayanlar vardır diyerek –ben de tesadüfen gördüm çünkü- www.mekaniksaat.com’a aktarmak istedim. Söyleşiyi yapan Ayça Sarıca’nın affına sığınarak başlığı değiştirdim, kimi yerlerde eklemeler, çıkartmalar ve kendimce düzeltmeler yaptım. Mesela bir yerde usta Klaus bir tarihi yanlış söylüyor –ki buna pek ihtimal vermiyorum-veya söyleşiyi yapan yanlış anlıyor ve sonuç olarak kayıtlarda olmayan hatalı bir tarih söyleşiye girmiş oluyor, ayrıntıların önemli olduğunu düşünerek bunu düzelttim. Bu sohbetin hem İsviçre saat endüstrisinin coğrafi konumu hem de IWC hakkında hoş bilgiler içeren bir söyleşi olduğunu düşünüyorum bu yüzden Hello! dergisinin sayfaları arasında unutulmasına gönlüm razı olmadı. Dergiye bakarak yazdığım için de kimi yerlerde hatalar yapmış olabilirim, hoş görülsün lütfen. İyi okumalar dilerim.]

Kurt Klaus, efsane saat ustası Albert Pellaton’dan sonra yıllarca IWC’nin teknik yöneticiliğini ve Araştırma Geliştirme bölümünün başkanlığını yaptı. Bu gün teorik olarak emekliye ayrılmış olsa da halâ IWC ile birlikteliğine devam ediyor.

Kurt Klaus mekanik saat alanında bir lider, teknik bir deha olarak kabul ediliyor. 18 yıl önce ilk IWC Da Vinci’yi yarattı. Kendisi Da Vinci koleksiyonunun babası olarak da tanınıyor. 50 yılı aşkın süredir IWC Schaffhausen’da bulunan Kurt Klaus çalışmalarını HELLO!’ya anlattı.

HELLO!: IWC’nin doğuşunu bize anlatır mısınız?

Kurt Klaus: 140 yıl önce Amerikalı bir saat ustası vardı. Boston’da bir saat firmasının başındaydı. Ama Amerika’da çalıştığı saat ustaları ile hep sorunlar yaşıyordu. Ve dünyadaki en iyi saat ustalarının İsviçre’de olduğunu biliyordu. Çok yaratıcı bir insandı ve hep yeni fikirlerle doluydu. 140 yıl öncesi için çok yenilikçi bir fikir olan saatleri makineleri kullanarak üretme fikrine sahipti. Bu fikrini Atlas okyanusunu geçerek İsviçre’ye kadar gidip gerçekleştirdi.
Aynı dönemde İsviçre’de Schaffhausen’da su santralı inşa etmiş bir mühendis vardı. Oradaki şelalelerin gücünü elektrik enerjisine çevirebilen bir santral inşa etmişti. Bu dönemde elektrik yoktu tabi. Elektrik enerjisi olmadığından bu şelalelerin ürettiği gücü fabrikalara kanalize eden bir sistem inşa etti. İsviçre’de bu sistemi kuran mühendisle, Amerika’dan gelen saat ustası birleşerek İsviçre’de saat üretmeye karar verdiler. IWC yani “Internatonal Watch Company” bu uluslararası bilgi birikiminden yaratıldı.

HELLO!: IWC ailesine ne zaman katıldınız?

Kurt Klaus: İsviçre’nin iki kısmı var. İkiye ayrılıyor. İsviçre’nin batı kısmında ağırlıklı olarak Fransızca konuşuluyor. Doğu kısmında ise Almanca konuşuluyor. Ben doğu kısmında Almanca konuşulan bölgedeyim. Bütün saat üreticileri de batı kısmında yoğunlaşmış durumdadır. Doğu kısmında ise bir tek IWC’nin fabrikası var. Ben batıda eğitim gördüm, çünkü burada endüstri daha yoğun. Mezun olduktan sonra da kendi doğu tarafıma dönmek istedim ve bu sebeple IWC’yi tercih ettim.

HELLO!: 140. Yıldönümü için bu özel koleksiyondan biraz söz eder misiniz?

Kurt Klaus: IWC bu yıl 140. Yıldönümünü kutluyor. Bunu kutlamak adına Vintage koleksiyonunu çıkardık. Vintage koleksiyonuna dahil etmek için her bir ürün ailesinden bir model alındı ve [koleksiyon] yeniden güncelleştirildi.
140 yıllık bir marka olan IWC için en önemli tespitlerden bir tanesi de; ürün ailelerinden oluşan bir marka olması. Mesela pilot saatleri ailesi var. Her bir ailenin kendi tarihi ve güçlü bir geçmişi var. Pilot saatinden örnek verirsek; 1936’da havacılığın [ciddi anlamda] ilk başladığı yıllara denk geliyor. Özellikle o dönemde İngiliz hava kuvvetleri için özel olarak üretilmeye devam edilmiş.
Mesela Portekizli anlamına gelen [Portuguese] saat ailesinin de güzel bir öyküsü var: 1940’lı yıllarda [1930’larda olacak, çünkü ilk Portuguese saatinin üretim tarihi elimdeki –Annual edition 2008- IWC kataloğuna göre 1939] iki Portekizli [Rodrigues ve Teixeira isimli] tüccar Schaffhausen’a geliyor ve çok özel [denizaşırı yolculuklarda kullanılmak üzere su geçirmez ve denizcilik şartlarına uygun bir kronometreye sahip- çünkü o güne kadar denizci kronometreleri ancak statik ve büyük boyutlarda üretilebiliyormuş] bir saat sipariş ediyorlar. Bu saatin kolda taşınabilmesi gerekiyor. O dönemde cep saatleri var. Cep saatleri çok hassas ve zamanı doğru gösteren saatlerdir. IWC bu saatleri alıyor ve kol saatine uyarlıyor.

HELLO!: Saat sektörüne girme fikri nerden ortaya çıktı? Hayalinizde olan bir meslek miydi?

Kurt Klaus: Daha küçük bir çocukken başladım. Hep böyle ufak şeylerle mekanizmalarla ilgileniyordum. Evde dağılmış teknolojik şeyleri birleştiriyordum ama bu birleştirdiğim şeyler genelde ufak şeyler oluyordu. Dolayısıyla benim için ya bir müzik aleti olacaktı ya da saat olabilecekti. Bugün de beni heyecanlandıran saat değil, saatin mekanizmasıdır.

HELLO!: IWC saatleri kimlere hitap ediyor?

Kurt Klaus: Son 50 yılda saatlerin hitap ettiği kitle çok değişti. Daha önce daha ileri yaşlardaki insanların tercih ettiği bir markaydı. Şimdi ise müşteri kitlesi giderek gençleşti. Tipik bir IWC saat takan birini tarif etmem gerekirse, teknolojiye ve mekaniğe ilgili insanların kullandığı bir markadır. İşim gereği çok seyahat ediyorum. Dünyanın pek çok ülkesinde farklı müşterilerle birlikte IWC saatlerinin sunumlarını yapıyoruz. Orada saatleri birleştirmeyi öğreniyorlar. Bu çalışmalarda gördüm ki kadınlar teknik konularla zihinleri açık bir şekilde ilgileniyorlar.

HELLO!: Kadınlar genellikle hangi tür saatlere ilgi duyuyorlar?

Kurt Klaus: Dünyada özellikle İtalyan kadınları Portekiz modellerine yoğun ilgi gösteriyorlar. Farklı bir stile sahip olduğu için kollarına o saatleri takmaktan hoşlanıyorlar.

HELLO!: Saatlerde öncelikle önem verdiğiniz noktalar nelerdir?

Kurt Klaus: Müşteri saatlere ilk baktığında “Ne kadar harika bir saat” diyebilir. Fakat yaşadıkça görür ki o saatin mekanizmasında iş yoktur ve uzun süreli kullanamayabilir. Kimi saat vardır teknik anlamda iyidir, mekanizması mükemmeldir ama tasarımı yeterince şık değildir. Benim için ikisinin de bir arada olması gerekiyor. Saatin dışı güzel olmalı, iç mekanizması da bir o kadar güzel olmalıdır. Benim için bir saatin düzgün çalışması ve güvenilir olması çok önemlidir. Zaten bu da kalitesi yüksek saatlerde mevcut olabilir.

HELLO! 235, 10-16 Ocak 2009, Sayfa: 100-101, Söyleşi: Ayça Sarıca

Fortune Türkiye'den bir başka söyleşi için bakınız.

Bu söyleşi de İngilizce.

Türk edebiyatında saat

Beşir Ayvazoğlu'nun 9 Nisan Perşembe günü yayımlanan "Saatler, saatçiler ve saat meraklıları" yazısından bir bölüm:

(...)
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında saatler, başlı başına bir araştırma konusudur. Abdülhak Şinasi Hisar'da da öyle... Fahim Bey ve Biz'de Fahim Bey'in karısı Saffet Hanım'ın saatlerle kurduğu ilişki, eski iç hayatımızın bir tarafına ışık tutar. Sinirli olduğu günlerde, büyük duvar saatlerinin işlerken çıkardıkları sesleri, hülyalarının tatlı birtakım vaadlerle mırıldanışları gibi değil, beynine vurulan çekiç ve tokmak sesleri gibi duyan hanımefendi, "başka günler ayar edip kurmaya o kadar itina ettiği bütün saatlerini, o sofadaki kuyruklu saati, o duvarda asılı çalar saatleri, o aynanın önündeki münebbihli saati ve hatta çok kere hırkasının üst mendil cebinde duran mineli, kıymetli hususi saatini, güya onlara bir ceza vermek ve onlardan intikam almak ister gibi kurmaz, onları durmuş oldukları meyus bir saniyede bırakırmış." Açıkçası, "Saffet Hanım'ın neşesinin yerinde olup olmadığı bu kâh sallanarak safalı seslerle işleyen, kâh somurtarak sükûtla duran saatlerden belli olurmuş."

Saatlerle fazlaca ilgili yazarlardan biri olan Refik Halit Karay'ın da, İstanbul'un Bir Yüzü adlı romanında, Tanpınar'ın Mahur Beste'deki Behçet Bey'i gibi saat meraklısı bir Paşa'sı vardır. Hiç çıkmadığı odasında duvarlar, masalar, sigara sehpaları saatlerle doludur; her biri ayrı bir sesle işleyen bu saatlerden sinirleri uyuşturan garip çıtırtı ve tıkırtılar yayılır; fakat saat başlarında guguklusu, çalgılısı, barometrelisi, çeşmelisi, şimendiferlisi hep birden çalmağa, çınlamağa başlarlar. "Üsküdar'a giderken" türküsünü söyleyen, zeybek havası çalan saatleri bile vardır. Adeta bütün sinirleri alınmış bir adam olan Paşa, başka birini korkuyla yerinden fırlatacak bu gürültüyü duymaz bile.

Refik Halit'in bir kitabına adını veren "Guguklu Saat" denemesi de çok hoştur. Bir kış günü, zengin birinin davetine katılan yazar, sıcacık salondaki duvarda asılı antika guguklu saatin yuvasından ikide bir fırlayıp davetlilerin palavralarıyla "guguk" diye alay eden acayip kuşu anlatır. Sonunda, otuz yıldan beri otuz yaşını bir türlü geçemeyen bir hanım, otuzuna yeni bastığını söyleyince sabrı taşan saatin zembereği boşanır ve yuvasından fırlayan kuş hiç susmadan "guguk"lamaya başlar.

(...)

Zaman, 9 Nisan 2009, Perşembe, sayfa 13.

KARI VOUTILAINEN







Finlandiya'da 1962 yılında doğan Kari Voutilainen ülkesinde Tapiola Saatçilik Okulu'ndaki eğitimi tamamladıktan sonra adet olduğu üzere yolu İsviçre'ye uzandı. Hassas ve nadir bulunan kıymetli saatlerin tamirinde uzmanlaştı ve bu konuda eğitim verecek düzeye geldi. 2002 yılında İsviçre'de bağımsız saatçi olmayı seçerek kendi atölyesini kurdu ve diğer bağımsız saatçilere örnek oldu.

Yaşayan en önemli saat ustalarından biri olan Kari Voutilainen yüzyılların geleneksel saat birikimini takdir eden, günümüzün tekdüze saat yapımı anlayışından bir hayli farklı saatler üretiyor.

Kendisiyle yapılmış güzel bir söyleşi. (Söyleşi İngilizce ancak Google Translate ile Türkçe çevirisine bakabilirsiniz. Google Translate henüz iyi değil, ne de olsa insan değil program çevirisi ancak aşağı yukarı ne denmek istendiği anlaşılıyor.)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...