Başlangıç Olarak Hangi Saati Almalı?



Daha önce de yazmıştım fakat blog okurlarından yine mektuplar gelmeye devam edince konuyu etraflıca bir kez daha yazayım dedim.

Artık neredeyse saatten saymadığım pilli saatlerden mekanik saatlere geçmek isteyenler, mekanik saatlerin fiyatlarının çok pahalı olduğundan şikayet ediyor ve uygun seçenekleri öğrenmek istiyorlar.

Başlangıç olarak Seiko'nun 5 serisini öneriyorum. Bu seri belki de saatçilik tarihinin en çalışkan, en sade makinelerinden birini taşıyan bir seridir. Bu saatten sonra diğer mekanik saatlere başka bir gözle bakılıyor. Değer vermeyi öğreniyor insan. Evet bu saatler ucuz fakat kesinlikle pilli saatlerden daha iyiler, mekanik saatlerin güzelliğini taşımaları ve estetik olarak üstün olmaları bile yeter.

Seiko 5'lere adını veren 5 temel özelliği vardır:

1. Otomatik (Automatic)
2. Su geçirmezlik (Water resistant)
3. Şoklara dayanıklı (Shock resistant)
4. Gün (Day)
6. Tarih (Date)

Bu saatin önce karanlık tarafını yazayım. Pilli saatlerden mekanik saatlere geçen üstelik saatinin saniyesi saniyesine dakik olmasını çok önemseyenler bu saate biraz bozulacaklardır. Çünkü bu saatin en büyük kusurlarından biri günde +/- 10 saniyeden +/- 30 saniyeye kadar sapma gösterebilmesidir. Fakat bence bu durum çok önemsenmemeli. Zaten bir süre saati gözlemleyip kullanımdan sonra daha mekanizma deyim uygunsa tam anlamıyla oturması beklenir ve sapma oranı kendiliğinden daha aşağılara iner. Belli bir süre sonra saati tecrübeli ve güvenilir bir ustaya göstermek ve saati ayarlamasını istemek hassasiyet sorunlarını büyük ölçüde çözer, dert etmeye değmez bence.

Seiko 5'lerin mekanizmasında plastik de kullanılmaktadır, fakat bu parçalar uzun yıllar çalışmaya göre üretilmiştir yani sağlamdırlar. Ayrıca Seiko 5'lerin parçaları hemen bütün saat tamircilerinde bulunur, tamiri ve bakımı kolaydır.

Bir başka konu da temelde otomatik saatlerin elle kurulabilmesidir, fakat ne yazık ki bu saatin mekanizması buna müsaade etmiyor.

En çok satılan ve fiyatı uygun olan (100-200 Tl) Seiko 5 modelleri 38mm ile günümüzde popüler olan saatlere göre küçük sayılırlar, fakat dalgıç ve spor serilerindeki Seiko 5'ler 44mm'ye varan çaplarıyla (fiyatları 250-500 Tl arasında değişir) kimine göre büyük sayılsalar da günümüz saat modasına uygundur (ben 38mm olanları tercih ederim).

Gelelim Seiko 5'lerin aydınlık yüzüne.

Her yaştan insana hitap eden bir seri olması önemli bence. 9 Yaşındaki oğlum da ben de seviyoruz bu saatleri. Oğlum geceleri saatin kadranını net bir şekilde görebildiği için mutlu, saatin mekanizmasını da izleyebiliyor, saatin kaç olduğunu kolaylıkla söyleyebiliyor.

Ben de saatin sade yapısını, hafif ve dayanıklı oluşunu beğeniyorum.

Daha önce forumda yazdıklarımı kısaltarak buraya da alayım:

Mekanik saatlerin ayrı bir havası vardır, canlıdır onlar adeta. Sadece saatin kendisi ile değil arkasındaki felsefe de işin içine girer çünkü. Mekanik saat bir kültürdür, salt mekanizmaya da indirgenenez. Tarih, felsefe ve bilimin el ele verdiği sanat eserleridir bunlar.

Rotorun dönüşü, kadrandaki sayılar, saniye iğnesinin pıtır pıtır ilerleyişi en pahalı saatlerde de temelde aynıdır zaten.



--> Seiko saatinizin üretildiği tarihi bulmak için: Seiko Watch Production Date Calculator

--> Güvenilir Seiko satıcıları için:

Chronograph.com
Roachman.com
Skywatches
21jewels.com
Pokemonyu (eBay)
Premierwold (eBay)
Time Paradise (eBay)
Capital Mall (eBay)
Seiko5ers
Watches88

Ayrıca lütfen bakınız:

* The Cheapest High End watch


* Seiko 7s Serisi ve Miyota (Citizen) 82 Serisi hakkında bir inceleme.

* Seiko 5 Review

* Seiko 5 Automatic Watch - The Watch of High Value

* Seiko 5 military - what model to choose?

* Seiko 5 Flieger

* Divers

Sahte Seiko saat nasıl anlaşılır?

* How to spot a fake Seiko watch (revised) 

Tarih: 6 Ağustos 1945. Saat:.8:15



İnsanın hırs ve yenilgisinin bir göstergesi olarak saat.

Kötülüğün boyutlarını gösteren bir defter.

İnsanın nerede olması gerektiğini gösteren bir harita.

Kiraz ağaçlarını işaret eden bir işaret levhası.

Kültürün ve tarihin yıkıldığı anı gösteren bir dipnot.

İnsan ruhunun karanlık tarafını gösteren bir kalıntı.

Terbiye ocağı olarak mekanik saatler



Mekanik saatleri seven insanların bir tekamül süreci vardır.

Başlangıçta her şey bir ağacın tohumu gibi son derece basit görünür, sonuçta bu da bir zevktir, saatlere bakar beğenirsiniz veya beğenmezsiniz olur biter. Her insanın geçmişinden gelen, kişiliğine uygun bir düzeyde olan ve zaten ana hatlarıyla oluşmuş bir kalitesi vardır. Bu minvalde mekanik saatler herkes için farklı noktalardan çıkılan bir yolculuk gibidir, bundan sonrası artık kişinin öğrenme ve gelişme azmine bağlıdır.

Ancak yolculuğun seyir defterine eklenen, gördüğünüz ve göremediğiniz saatlerin çokluğu, azlığı bir yerde beğeniyi de etkiler. Fakat beğenimiz bu haliyle boş bir yüzeyden ibarettir, bir işe yaramaz, bütün bunlara okuduğumuz kitapları, tanıdığımız, sevdiğimiz ve sevemediğimiz insanları, resimleri, fotoğrafları, mimariyi, yazıyı, kalemleri, defterleri, çiçekleri, duvarları, bahçeleri de eklemeniz gerekir. Arkasında yüzlerce yıllık birikim taşıyan bir saatin yanında insan olarak zavallı durmamak için, bizim de kendimizi yeniden inşa etmemiz, kendimizi bu yolculukta yine bizzat kendimizinin büyütmesi gerekir.

Bu yolda ise beğeni düzeyinin gidişatı elbette kimsede aynı değildir. Kimi zaman hastalıklı bir ruh haline de işaret edebilir. Bazı tutkuların bir saplantıya dönüşmesi olağan olmasa da affedilir bir durumdur, yeter ki bu saplantı başkalarına bir zarar vermesin, onları hiç üzmesin.

Dünyanın türlü türlü hali var. Ben de görüldüğü gibi saatleri seviyorum, bazı saatleri, bazı insanlar gibi diğerlerinden ayrı tutuyorum, onları daha çok seviyorum, manevi yükü ağır olan saatlerin ise bambaşka bir yeri oluyor insanın gönlünde, hep sevilen, hep el üstünde tutulan ve aşık olunan insanlar gibi...

Demek istedğim mekanik saatler terbiye ocağıdır aynı zamanda. Eğer saatine bakan aklı selim bir insan, dünyanın ve kendisinin gelip geçici bir yolcu olduğunu göremiyorsa, taktığı saatin bir zaman makinesi olduğunun farkına varamıyorsa asıl o zaman derin bir hastalığı vardır diye düşünürüm.

Saati salt bir nesne olarak veya bir mevki göstergesi olarak görüyorsa insan, işte orada vahim bir durum var demektir. Bu insanların saat nedir bilmedikleri aşikardır.

Hem mekanik saatlerden çok anladığını iddia edip hem de insanların gönlünü kırıp, onların ıstırap duymasına neden oluyorsa bir insan, benim gözümde o kişinin bir kıymeti yoktur, hangi zaviyeden baktıysa artık saatleri de yanlış anlamıştır.

Çocukları saatin akrep ibresine benzetirim, zaman onlar için ağır geçer, orta yaşlar ise dakika ibresi gibidir, artık hissedilir zaman, ortayı geçince saniye ibresiyle karşılaşırsınız, artık zaman bir hazinedir. Çünkü:

Saat, ölüm demektir.

Saat, terbiye demektir.

Saat, haddini bilmek demektir.

Saat, yaşama sevincini hissetmektir.

Saat, diline ve aklına hakim olmayı öğrenebilmektir.

Saat, sanatın ve edebiyatın ruha ilaç gibi iyi geldiğini anlamak demektir.

Saat, dünyanın kötülüklerle dolu bir yer olduğunu bilmek, ancak güzellikleri de görebilmek, onları takdir etmek demektir.

Nihayet saat, yeryüzünde bizden başkalarının da yaşamış olduğunu, bize benzediklerini ve ileride bizden başkalarının da yaşayacağını, onların da elbette bize benzeyeceğini bilmek, ona göre dünyaya hüzün ile, ibret ile bakmak, kavgaya gürültüye karışmadan, kalpleri kırıp dökmeden, hep iyiyi, hep doğruyu, hep masumiyeti tavsiye etmek demektir.

Kurmalı saatlere dair

(c) bizans

Otomatik saatlerin (hele kronometreli ise) güzelliğine kapılan mekanik saat sevenlerin gözüne perdeler inmiştir sanki. Pürdikkat, bileğinin üzerindeki o ince titreşimi hissettiği vakit, bir de kendi içinde ayrı bir dünya olan bu zaman makinesinin mekanizmasını gördüyse artık onu tutacak bir güç bulunmaz. İçindeki taze hevesle yeni otomatik saatlere doğru gönlü akmaya başlar.

Fakat kurmalı saatler böyle değildir. 

Kurmalı saater geçici, uçucu heveslere kapalıdır. 

Kurmalı saatler bugün artık Marcel Proust'un 7 ciltlik Kayıp Zamanın İzinde kitabını veya James Joyce'un Ulysses isimli enfes yapıtını okumak gibidir: Tutku, ihtiras ve kök salmanın bir dışavurumudur. 

Kurmalı saat kendi geleneğini yaratma arzusudur.

Otomatik mekanizma bazen saati kolunuzda unutmanıza olanak tanır, kurmalı saatler ise belirgin aralıklarla kendini hatırlatmayı bir vazife bilir. Eğer onunla ilgilenmez iseniz sizi derin bir suskunluk karşılayacaktır.

Kurmalı saatlerin sorumluluk duygusunun canlı bir örneği olduğuna işaret etmek isterim. Otomatik bir saati bileğinize takmanız yeterlidir, oysa kurmalı bir saati sadece bileğe takmak yetmez, onu sevip saymaz, akşamları ayarlamak bir şölendir, merasimdir vey adeta dini bir ayindir.

Saatin tacını (kurma kolunu) çevirirken, çarkların içe dönük bir edâ ile hareketleri ve saatten kulaklara tırmanan o saatten saate değişen muhteşem tıkırtı sesleri bambaşka bir haz kaynağıdır aynı zamanda. Çarkların dönüşünü duymak, çarkı bilmek, kültürü ve tarihi  anlamak, her şeye rağmen, bütün acılara ve kötülüklere rağmen hayatın devam ettiğinin bir levhası, dünyanın dönüşünün bir göstergesi gibidir.

24 ve 60 rakamları Babil'de kutsal bilinirdi, saatlerin üzerinde onların bize bıraktığı miraslardan biri olan sayılara bakıyorum ve saati kurmaya başlıyorum:

Tıkır da tıkır, gözümün önüne okulun bahçesinde top oynayan çocukları izlediğim günler geliyor (1975 olmalı), tıkır da tıkır, bir dostluğun başlangıcını hatırlıyorum ve masanın üzerindeki Kambur kitabını görüyorum, tıkır da tıkır. 

Dünya hatıralar denizinde yüzüyor...

Kedi ve Saat


Balthus'un o acayip resimlerinde hayretle baktığım gizemli kediler vardır, kedilerin fotoğrafından çok yapılan bu resimleri severim, çünkü bu resimlerde insanların kedileri nasıl gördüğünün de izleri var.

Kediler zaten doğuştan efsunlu canlılardır ama bu resimlerde gördüğüm kediler başka bir dünyada yaşıyorcasına duruyorlar ve bence gerçek hayatta da öyleler zaten, bazı kedilerin bakışları mesela olduğum yerde donup kalıyorum, sanki gözlerimden hayatımı okuyorlarmış gibi, çok tuhaf. Neyse resim zaten başka boyut, hayranlık duyuyorum böyle resimlere ama bu kediler benim tanımadığım kediler sonuçta.

Tanıdığım bir kediden söz etmek istiyorum. Ziyaretine her gideceğim günü iple çektiğim bir saat tamircisi var. Ancak benim anlatmak istediğim asıl kişi atölyede görüp hayran olduğu kedi. Çok kedi gördüm, çok kedi sevdim, fakat böyle bir kedi görmedim diyebilirim. Mağrur, mesafeli, güçlü sezgilere sahip, hep dikkatli, hep sakin ve dingin bir kedi. Onca irili ufaklı saat parçaların arasında, zarar ziyan vermeden, eski zamanlardan günümüze gönderilmiş bir hanımefendi gibi kırıp dökmeden bir yürüyüşü var ki, ustaya çaktırmadan balerin olsa imiş adı diye düşünmedim değil.

Sanki zaman hakkında çok şey biliyor da aramızdaki tek engel dilimizmiş gibi bakıyor bazen, o vakit bunca zaman makinesi arasında önem verdiğim bazı şeylerin önemsiz olduğunu söylediğini hissediyorum. İçinde bulunduğu zaman dilimini doyasıya yaşamaktan gayrı bir derdi yokmuşcasına yürüyüp yemeğini yedikten sonra köşküne kuruluyor mesela, ama öyle değil elbette, duygusal ve gururlu bir hanımefendi o, çeşitli vesilelerle halini tavrını görünce bunu çok daha iyi anladım.

Ustanın bana ayırdığı vakit az ve yetersiz benim için, fakat bu kahve içip edebiyattan, yazıdan, saatlerin hallerinden, saatlerin insanlardan çektiklerine kadar çeşitli konularda konuştuğumuz süre çok değerli, o nedenle orada bulunduğum her dakikanın kıymetini bilmek durumundayım, fakat bazen kediye dalıyorum, ustayı ve saatleri unutuyorum...

Düşünmedem de edemiyorum mekanik saatler ile kediler arasındaki benzerlikler ne kadar çok. Mekanik saatler de o güzel kedi gibi, hep ölçülü, hep uyanık, hep düşünceli, hep zarif...

Baba saati



23 Mayıs 1960, Milliyet.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...