Atölyede bir gün



Ustanın atölyesindeyim, kenarda köşede çeşitli masa saatleri. Yorgun ve epeyce yıpranmış olan bu saatlerin durumları çok kederliydi. Ben de bakımsızlıktan böylesine düşkün ve acınası bir halde olduklarını düşündüm.

Kıyıda köşede yapayalnız kalmış, bir daha kimse yüzlerine bakmamış, kimse onların nasıl olduklarını sormamış, böylece onlar da ilgisizlikten, zamanla içten içe çürümeye başlamış, ölmeye yatmışlar gibi geldi bana.

Ustaya bu düşüncemi söyledim de, fakat hiç de düşündüğüm gibi bir yanıt almadım. Tam tersine benim güzel ustam, "Bu saatler kendi hallerine bırakılsalardı böyle olmazlardı" dedi ve "keşke hiç dokunulmasaymış, tamiri daha kolay olurmuş o vakit" diye ekledi.

Ben de şaşırdım, meğer saatlerin başlarına gelen felaketler ne doğa ne zaman, hep insan eliyle olurmuş.

Geçmişin zekasına saygısız olan zihinlerin kontrol ettiği bilgisiz ve kaba ellerin bilen kişiyi ağlatacak ölçüdeki insafsızca kurcalayışları bu güzelim saatleri bu hale getirmiş. Saatten anlamayan hoyrat eller bu güzelliklere her dokunduğunda mutlaka bir şeyler kaybolurmuş.

Oysa bu saatler dönemlerinin en güzel örneklerinden, demek ki gönül gözüyle bakmayınca güzelliği de görmüyor insanlar.

Usta ben giderken yüzünü saatlere dönüp eğdi ve yine dünyayı unuttu. Ben de bir saat olaydım, beni de böyle iyileştirseydi keşke dedim.

Sarı, kırmızı ve mavi: Alain Silberstein



Alain Silberstein kendisini "saat mimarı" olarak tanıtan ve bu tanımlamayı haklı gösterecek saat tasarımlarına imza atan kısa saçları ve gür bıyığıyla ilginç bir adam. Sarı, kırmızı ve mavi renkleri imzası olarak kullanan bir saat tasarımcısı, veya kendi deyimiyle saat mimarı.

'Mimarisini yaptığı' saatlere baktığımızda biçim ve renk üzerinde olanca rahatlığıyla ve uçucu/hafif olarak da değerlendirilmesi mümkün olan bir tasarım anlayışı üzerinde ısrar ettiğini, küçük dokunuşlarla aynı yapısal mimariyi küçümen neşeli ayrıntılarla süsleyerek kullandığını görüyoruz.

Renk kullanımında ise sarı, mavi ve kırmızı'yı, s harfini andıran saniyeyi, mavi bir çubuğa benzeyen yelkovanı ve kırmızı bir üçgenle gösterilen akrep ibrelerini ise alamet-i farikası sayılacak bir şekilde kendine özgü bir şekilde kullanıyor.

Kimi hiç beğenmiyor bu saatleri, ciddiyetsiz buluyor, oyuncak gibi algılandığını düşünüyor, kimi neşeli bir ruh halinin tezahürü olduğunu, Yvan Arpa'nın tasarımları gibi saatçilik dünyasını değiştirdiğini savunuyor.

Benim kanaatim ise şu: Bir Alain Silberstein tasarımı kolumda görmek istemem, saatler söz konusu olduğunda tutucu bir yaklaşım sergiliyorum, fakat Alain Silbertein'ın tasarımlarının da saatçilik dünyasına yeni bir soluk, değişik bir yorum getirdiğini de görüyor ve takdir ediyorum.

Buraya kadar Alain Silberstein tasarımı saatlerde mesela ETA 7750 türevi mekanizma kullanılmasından, tourbillon saatlerinden hiç söz etmedik, çünkü Silberstein saatleri kadrandaki ve kasadaki göz alıcı ve dikkat çekici ayrıntılarıyla öylesine alıp götürüyor ki insanı bu tür konulara girilmesi neredeyse anlamsız.

Aslında Alain Silberstein saatleri tasarımlarını anlatarak başka bir noktaya gelmek istiyorum, görülüyor ki sadece tasarım üzerindeki yenilikçi (inovatif) bir anlayış dahi yeterli olabiliyor, hem bir tarz oluşturulabiliyor hem de üst sınıf saatler içinde kendine yer açabiliyor. Bunun için bütün saat parçalarını kendi üreten (manufacture) bir yapılanmaya da gerek yok. Bu söylediğim "Neden biz de kaliteli saat üretemiyoruz?" diyenler için bir yorumdur, yoksa kopya ve çiğnenip yutulmuş tasarımlarla Çin'de saat üretip ülkemizde satan şirket sayısı haddinden fazla zaten.

Peki neden ülkemizde kaliteli saat üretilemiyor? Çünkü yatırım yapmaktan hoşlanmıyoruz, acele tarafından para kazanmayı yeterli görüyoruz, uzun vadeli planlardan ise hiç hazzetmiyoruz.

Para ve zeka bence fazlasıyla var, olmayan şeyler ise sabır, yatırım bilinci, kendine güven ve kaliteli düşünce.

Alain Silberstein

In Conversation with Alain Silberstein - The Architect of Time (Su JiaXian)

Breguet Classique Grande Complication

Geçenlerde Levent Adliyesi'nden çıkınca Kanyon'a gitmiştim.

Tüm saatçilerin vitrinlerine bir göz atıp oradan da ofise geçecektim.

Tektaş dışındaki saatçilerin vitrinlerinde farklı ya da yeni bir saat yoktu.

Tektaş'ın vitrininde ise beni bir sürpriz bekliyordu: Breguet Classique Grande Complication.

Böyle yazınca ne olduğu pek anlaşılmıyor, biraz açmak lazım.

Bir mekanik saat meraklısı Tourbillon ya da Perpetual Calender ifadelerinden birini bile tek başına görse heyecanlanır. Bu saatte ise ikisi birden var. Anlatımı bir görselle şenlendirelim.


Resim


Birkaç dakika boyunca vitrindeki saati dikkatle inceledim. Ardından da içeri girip detaylı bir şekilde saati incelesem mi diye düşündüm. Kolumda basit bir Tissot ile içeri girip girmemekte kararsız kaldım açıkçası. Burnu havada bir tavırla karşılaşmak da canımı çok sıkabilirdi. Ancak cesaretim ağır bastı, içeri girmeye karar verdim.

Kapı kilitliydi. Zile bastım, satış temsilcisi genç beyefendi hemen açtı kapıyı. Çok nazik karşılandım açık konuşmam gerekirse, başta kaygılanmam yersizmiş. Kısa bir selamlaşma faslından sonra "Vitrindeki Breguet Tourbillon'u incelemem mümkün mü?" sorusunu yönelttim. Aldığım cevap ise "Derhal çıkartıyorum beyefendi." oldu.

Rahat bir koltuğa oturdum ve saati incelemeye başladım. Saatin çapı 39 mm, ki bu artık küçük denebilecek bir ölçü. Kasa 18 ayar altın. Deri kordonda klips yerine diken kapatma vardı. Saatin ön ve arka camı safir. Mekanizma ise 50 saat güç rezervine sahip. Elle kuruluyor, ama en önemlisi ise Tourbillon'a ve Perpetual Calendar'a sahip. İnsan işi değil yani.

Saatin yanı sıra, saatin markası ve geçmişi ise zaten çok farklı bir yerde saat dünyası içinde. Abraham Louis Breguet Tourbillon'u icat eden kişi. (Daha çok icadı var ama şu anda aklıma gelmiyor.)

Gelelim saat hakkındaki düşüncelerime: İşçilik inanılmaz. Onca özelliğe karşın saat kalın değil. Bilekte duruşu çok zarif. Mekanizma ise tartışılmaz.

Ancak, ben bu saati beğendiğimi söyleyemem. (Durun, hemen kedi-ciğer geyiğine girmeyin, önce dinleyin.) Öncelikle söylemem gerekir ki, sarı altın kadar rahatsız edici bir materyal yok benim için. Cidden çok çirkin buluyorum sarı altını.

İkincisi, benim odun bileğimde 39 mm küçük kaldı. 40 mm'lik saatler kullanıyorum ama onların boynuz tasarımı daha farklı olduğu için küçük durmuyor. Bu ise bana olmadı.

Üçüncü olarak şunu söylemem lazım: Saat çok okunaksız. Saat, tarih, gün, ay, saniye ciddi anlamda dikkatinizi vermeden okuyabilmek çok güç. Bu da bence en can sıkıcı sorun.

Saati sevmedim çünkü bana hiç hitap etmiyor. "Olsa takmaz mısın?" muhabbetine girmek çok sığ bir yaklaşım olur. Bu bütçe ile tek bir saat alacak olsaydım, seçimimi bu Breguet'ten yana kullanmayacağımdan eminim, bunu söyleyebilirim.

Saatin fiyatını sona sakladım: 154.000 CHF.

Polemik

Not: Tektaş'ın bilgili, güleryüzlü ve nazik çalışanlarına çok teşekkür ederim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...