Kavuşma saati




Çok sevdiğim Tissot'ma kavuşalı günler geçti. Doğrusu emektar saatimden ayrılmak zor olmuştu. Fakat daha önce de yazdığım gibi ciddi bir bakıma ihtiyacı vardı. Hayırlı bir ayrılık oldu diye düşünüyorum.

Galiba saatlere düşkün olan insanların en önemli ortak özelliği,  saatlerindeki en küçük bir değişime dahi kafayı takmaları. Arkadaşlarla sohbet ederken bunu çok sık gözlemliyorum. Bir çizik veya en küçük sapma saatine düşkün insanın kederlenmesi için yeterli bir neden.

İçinde minnacık yığınla parçanın ritmik hareketlerle bileğimin üzerindeki küçük evde dans etmesi benim için yeterli aslında. Mekanik saatler doğaları gereği çok çalışkandırlar, durmaksızın, hiç yılmadan çalışmaya eğilimlidirler.

Normal şartlar altında mekanik saatlerin ömürleri çok uzundur, sağlam ve dayanıklıdırlar. Ama bu güzelim zaman makinelerinin pek çok düşmanı vardır. En başta zamanın kendisi, sonra su (nem) ve toz gibi unsurlar saatlerimize çok zarar verir.

Oysa mekanik saatlerin ciddiye alınması gereken en büyük düşmanı insandır. Ben de mesela, o kadar çok sevmeme rağmen -elbette hiç istemeden- saatimin sağa sola çarpmasına neden oldum. Saatime yeterli özeni göstermedim. Sonra da camdaki, kasadaki çiziklere bakıp üzüldüm.

Tissot'mun tamirde olduğu günlerde çoğunlukla bir Zenith ile idare ettim. Fakat hiçbir saat güzelim Tissot'mun yerini tutamaz gibi geliyor bana. O günlerde sevgili saatime daha iyi bakmaya karar verdim.

Yüzüklerin Efendisi, Gollum, Tissot. Tevfik Aydın

"KIYMETLİ SAATLERİNİZİN TAMİRİ ORİJİNAL PARÇALARI İLE İTİNALI OLARAK YAPILIR"


6 Haziran Çarşamba günü Tevfik Aydın'ın Sirkeci'deki mağazasına gittim. Şanslıymışım ki Ömer Aydın da mağazadaydı. 

Elbette mekanik saatlerden söz ettik. Ömer Aydın'ın kızı ve ailenin yeni kuşak temsilcisi Canan Hanım da mağazadaydı. Böyle kuşaktan kuşağa geçen bir yapının içinde misafir olmak çok güzel. 

Aklıma Ekşi Sözlük'teki Tevfik Aydın maddesinin altındaki en güzel tanımlardan biri geldi: 
"Anneannemin annemi, annemin beni götürdüğü saatçi." 
Sevgili Tissot'um da bakıma ihtiyacı vardı. Güngörmüş saatler arada sırada bakımdan geçmelidir. Aslında Tissot'mu aylardır bakıma vermeyi düşünüyordum. Fakat aramızda nasıl bir bağ oluştuysa artık bir türlü Tissot'mdan ayrılamıyordum. 

Saati verirken, kendimi efsanevi kitap 'Yüzüklerin Efendisi'ndeki, esiri olduğu güç yüzüğünü kaptıran Gollum gibi hissettim. Elim titreyerek Ömer Bey'e uzattım saatimi (kıymetlimisss). 

Ömer Aydın da benim bu durumumu hemen anladı ve saati birkaç gün sonra alabileceğimi belirtti. Ardından yukarıda görülen fişi doldurdu. 

Daha önce de çeşitli saatçilere tamir ve bakım için saatlerimi vermiştim. Fakat böyle bir fiş vermemişlerdi bana.

Şimdi bileğimde bir Zenith var. Ama karanlık diyar Mordor'da yaşıyor gibiyim, hiç keyifli değilim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...