Sahte saatler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sahte saatler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Erkeğin Kaç Saati Olmalı?

 

Sevgili dostum ve Milliyet Yazı İşleri Müdürü Emre Ergül ile Milliyet Yazı İşleri TV kanalında, saatler üzerinden bir erkeğin tarzı üzerine sohbet ettik.  İşte o sohbetten belli başlı notlar:

Saat Takmayan Erkeği Ciddiye Almıyorum!

Bir erkeğin kolunda saat olup olmaması, benim için basit bir aksesuar tercihinden çok daha fazlası. Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu felsefesi gereği saat takmadığı bilinir; ancak günümüzde kolunda saat olmayan birini ciddiye almakta açıkçası zorlanıyorum [1:24]. Saat, sadece zamanı öğrenmek için değildir; o bir iletişim başlatıcıdır. Birinin kolundaki saat; onun sanata mı düşkün olduğunu yoksa klasik bir kişiliğe mi sahip olduğunu ele verir [2:43]. Özellikle 100 yılı aşan markaların hikâyeleri, nitelikli bir sohbetin kapısını aralar [2:03].

"Erko" Değil, Erkek Olmak: Sahte Saatler Üzerine

Sohbetimizde "erko" tabir edilen, parası olsa da zevki gelişmemiş kitleye de değindik [8:30]. Sahte saat takmak insanın kendisine olan saygıyla ilgilidir. “Fake watches, fake people” (Sahte saatler, sahte insanlar) mottosuna sonuna kadar katılıyorum [10:07]. Bütçeniz ne olursa olsun, ünlü bir markanın sahte bir saatini takmaktansa, her bütçeye uygun haysiyetli ve orijinal bir saat takmak her zaman daha asil bir yöntemdir.

Kaç Saate İhtiyacımız Var?

Sayılar konusunda matematiksel değil, felsefî bir yaklaşımım var:

  • Minimalist (3 Saat): Bir ofis saati, bir spor/dalış saati ve takım elbiseyle uyumlu ince bir elbise saati [13:22].

  • İdeal Denge (5 Saat): Bu listeye eski (vintage) saat eklemek, koleksiyona bir ruh katar [16:34].

  • Haftalık Döngü (7 Saat): Her güne bir saat. Ancak, sayı 8 ve üzerine çıktığında artık kullanıcı değil, bir koleksiyonculuk yolu açılıyor [17:36]. Koleksiyonculuk ise ucu bucağı olmayan bir “N+1” yolculuğu [22:44].

Saat Bir Düşüncedir

Kolumdaki D1 Milano Sketch üzerinden de konuştuğumuz gibi, her saat aslında bir fikirdir [24:21]. Kimisi ikonik modellerle dalga geçer, kimisi geleneksel olanı kutsar. Hafif polikarbon malzemesiyle bu saat, bir “ikon kırıcı” tavır sergiler [25:19]. Benim için önemli olan saatin fiyatı veya mekanizmasının kuvars olup olmaması değil, bir düşünceyi temsil etmesi.

Sonuçta bir erkeğin saati olmalı mı? Evet, mutlaka olmalı. Çünkü biz saatseverler sadece saatin kaç olduğuna değil, bizzat saatin kendisine de bakarız [6:08].

Sahte saatler üzerine


Geçen gün taklit, mod veya sahte saatler (bugün yanlış bir sözcük olarak taklit veya sahte yerine replika denilmekte, oysa saatçilikte 'replika' eski bir modelin yeniden üretimi anlamına geliyor) üzerine gazetelerde 31 Ağustos 2010 tarihinde çıkan bir haber vesilesiyle konuyu yeniden arkadaşlarla konuştuk, tartıştık. Haberde sahte ürünlerin özgün markalara bir zarar vermediği, aksine tanıtımını yaptığı iddia ediliyordu.

Haberin devamında Avrupa Birliği’nin destek verdiği ve haberin de kaynak aldığı bir araştırmada sahte marka ürünler konusunda güya çarpıcı sonuçlara varılmış. Lüks markaların pazarlarını kaybettiği iddiasının doğru olmadığı söylenmiş. Oysa bunun için özel bir araştırmaya gerek yoktu bence. Lüks ürünleri satın alabilenler ile alamayanlar arasında bir gelir uçurumu olduğu bariz değil mi? Sonuçta lüks ürünleri satın alan bir azınlık var, çoğunluk da onları taklit ediyor. Haberin sonrasında moda endüstrisinden örnek veriliyor ve pazar kaybının hesaplanan maliyetin beşte biri olduğunu söylüyor. Bu aslında ciddi bir oran, ancak biz moda sektörünü bir yana bırakalım ve sahte saat sektörüne bakalım.

Sahte saatlerin alıcıları belli, bilgi sahibi olmayıp sadece görüntüsünü beğendiği lüks ürünlere parası yetişmeyenler ve lüks ürünleri tasarım açısından beğenip de para vermek istemeyenler. Ama meselenin bence odak noktası ve arkadaşlarımın da görmek istemedikleri nokta sahteciliğin artık lüks ürünleri aştığı ve orijinal saat almak isteyenleri de hedef olarak seçtiği gerçeğidir.

Sahtecilik bir hayat biçimi oldu adeta. Kimi çok memnun halinden, kolunda bir sanat eserinin kötü bir kopyasıyla gezenler kendilerini ne denli gülünç duruma düşürdüklerinin de farkında değil. Sahte olduğunu bilip de saatini gerçek diye tanıtmanın adı kurnazlıktan başka bir şey değil.

Bu sahte saat sektörüne de yansıyor ve ne yazık ki sadece lüks ürünlerin değil 50-100 liralık saatlerin bile sahtesi yapılıyor! Eskiden Seiko'nun sahtesi olmaz derlerdi. Yapıyorlar. Citizen veya Casio'nun sahtesi çıkmaz derlerdi. Maalesef değeri 5 liranın üzerindeki her saatin sahtesi yapılıyor.

Vahşi ve habis ruhlu bu sektör artık zaten sahte saat almak isteyenlerin aklını ve kalbini onarılması çok zor bir şekilde yerinden sökmüştü, şimdi geriye masum insanlar kaldı. Orijinal ama uygun fiyatlı saat satın almak almak isteyenler artık ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Sahtecilik teknolojisi çok ilerlediğinden saatlerin özgün olup olmadığını anlamak da çok zor çünkü uydurma garanti belgeleri bile üretiliyor. Satıcıların kolay ve çok para kazanma hırsları da masum alıcının önündeki bir başka engel.

Karanlık ruhlu dolandırıcıların elindeki sahte saat sektöründe, ne yazık ki insani değerler yok, paranın tek kanun olduğu gerçeği var. Dünyamızda dolandırıcılığın en alt düzeyde dahi hüküm sürdüğünü bilmek en azından yem olmadan gerçek saatlere ulaşmak için bir başlangıç sayılır.  

Kullanıcılar, saat koleksiyonerleri gibi çok şey bilmek zorundalar artık.