Milliyet gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milliyet gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Saat Hangi Kola Nasıl Takılır?

 

Değerli dostum ve Milliyet Yazı İşleri Müdürü Emre Ergül ile Milliyet Yazı İşleri TV kanalındaki ikinci sohbette saatin hangi kola takılacağı meselesinden yola çıkarak saat dünyasındaki katı kuralları, askerî gelenekleri ve bu tutkunun kültürel derinliğini değerlendirdik.

Sevgili dostlar, Milliyet Yazı İşleri Müdürü Emre Ergül ile birlikte hazırladığımız “Yazı Saati” programımızın ikinci bölümünde, saat dünyasında bitmek bilmeyen o meşhur soruyu ele aldık: “Saat hangi kola ve nasıl takılmalıdır?” [00:17]. İşte sohbetimizden öne çıkan başlıklar ve kişisel notlarım:

Standartların Kökeni ve Askerî Gelenekler

Genel kabul görmüş kural, saatlerin sol kola takılmasıdır çünkü dünya nüfusunun büyük çoğunluğu sağ elini kullanır ve aktif olan eli korumak, saati ise diğer elle kontrol etmek bir alışkanlığa dönüşmüştür [00:42]. Ancak bu durumun tarihsel bir temeli de var: Sol kola saat takma alışkanlığı, özellikle I. Dünya Savaşı sırasında topçuların ve askerlerin zamanı pratik bir şekilde kontrol etme ihtiyacıyla standartlaşmıştır [03:12]. Günümüzde saatlerin %99’unda kurma kolunun sağda olması da bu sol kol geleneğinin bir sonucudur [02:35].

"Saat Putperestliği" ve Şekilcilik Üzerine

Saat dünyasında benim “saat putperestleri” olarak adlandırdığım, saatin nasıl takılacağı konusunda çok sert ve değişmez kuralları olan bir kesim var [01:44]. Bu kişiler, saatin mutlaka bilek kemiğinin üzerinde durması gerektiğini savunur ve bunun dışındaki her türlü kullanımı dışlarlar [13:07]. Oysa ben, saatin her şeyden önce kişisel bir zevk ve tarz meselesi olduğuna inanıyorum. Kimileri Andy Warhol gibi saati hiç kurmadan sadece bir mücevher gibi gevşek takabilir [14:10], kimileri ise saati sağ koluna takarak kendi aykırılığını sergileyebilir. Yanlış saat takmak diye bir şey yoktur; önemli olan saatin sizinle nasıl bir bağ kurduğudur [16:14].

Farklı Kullanım Tarzları: Bilek İçi ve Çift Saat

Sohbetimizde askeri grupların ve pilotların tercih ettiği, son yıllarda John Wick karakteriyle tekrar popüler olan “bilek içi” kullanımına da değindik [07:14]. Bu tarz, saati darbelere karşı korumak ve camdan kaynaklanan yansımaları önlemek amacıyla doğmuştur [08:15]. Ayrıca benim de zaman zaman yaptığım gibi, bir kolda alaturka diğerinde alafranga saat taşıyarak zamanın farklı boyutlarını aynı anda yaşamak da bu tutkunun romantik bir parçasıdır [05:50].

Saat Kültürünü Derinleştirecek Kitap/Dergi Önerilerim

Sadece saat takmakla yetinmeyip bu işin kültürüne de vakıf olmak isteyen dostlar için bazı kaynaklar önerdim:

  • Saatler (İnsan Zamana Nasıl Bağımlı Oldu?): Zaman algısını ve tarihini harika bir dille anlatıyor [19:27].

  • Tiktak: Zamanın tek bir doğrusal ok olmadığını savunan, sahaf raflarında bulunabilecek müthiş bir eser [20:17].

  • Saatin Hikayesi: Gençler ve meraklılar için Hasan Ali Ediz'in naif ve keyifli kitabı [21:16].

  • Saat Bakım ve Onarımı: Tahsin Eser’in kaleminden çıkan daha profesyonel ve teknik bir rehber [21:41].

  • Gecikmeye Övgü: Zamanla olan ilişkimizi sorgulayan, tefekkür ettiren bir çalışma [22:12].

  • QP Türkiye dergisi: Şu an basılı olarak çıkan tek nitelikli saat dergisi; özellikle yeni boyutunu çok başarılı buluyorum [22:31].

Bilginin hızla tüketildiği ve şekilciliğin arttığı bu dönemde, kolumuzdaki saate sadece bir araç olarak değil, bir kültür nesnesi olarak bakabilmek en büyük dileğim. 


 

 

Bir Erkeğin Kaç Saati Olmalı?

 

Sevgili dostum ve Milliyet Yazı İşleri Müdürü Emre Ergül ile Milliyet Yazı İşleri TV kanalında, saatler üzerinden bir erkeğin tarzı üzerine sohbet ettik.  İşte o sohbetten belli başlı notlar:

Saat Takmayan Erkeği Ciddiye Almıyorum!

Bir erkeğin kolunda saat olup olmaması, benim için basit bir aksesuar tercihinden çok daha fazlası. Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu felsefesi gereği saat takmadığı bilinir; ancak günümüzde kolunda saat olmayan birini ciddiye almakta açıkçası zorlanıyorum [1:24]. Saat, sadece zamanı öğrenmek için değildir; o bir iletişim başlatıcıdır. Birinin kolundaki saat; onun sanata mı düşkün olduğunu yoksa klasik bir kişiliğe mi sahip olduğunu ele verir [2:43]. Özellikle 100 yılı aşan markaların hikâyeleri, nitelikli bir sohbetin kapısını aralar [2:03].

"Erko" Değil, Erkek Olmak: Sahte Saatler Üzerine

Sohbetimizde "erko" tabir edilen, parası olsa da zevki gelişmemiş kitleye de değindik [8:30]. Sahte saat takmak insanın kendisine olan saygıyla ilgilidir. “Fake watches, fake people” (Sahte saatler, sahte insanlar) mottosuna sonuna kadar katılıyorum [10:07]. Bütçeniz ne olursa olsun, ünlü bir markanın sahte bir saatini takmaktansa, her bütçeye uygun haysiyetli ve orijinal bir saat takmak her zaman daha asil bir yöntemdir.

Kaç Saate İhtiyacımız Var?

Sayılar konusunda matematiksel değil, felsefî bir yaklaşımım var:

  • Minimalist (3 Saat): Bir ofis saati, bir spor/dalış saati ve takım elbiseyle uyumlu ince bir elbise saati [13:22].

  • İdeal Denge (5 Saat): Bu listeye eski (vintage) saat eklemek, koleksiyona bir ruh katar [16:34].

  • Haftalık Döngü (7 Saat): Her güne bir saat. Ancak, sayı 8 ve üzerine çıktığında artık kullanıcı değil, bir koleksiyonculuk yolu açılıyor [17:36]. Koleksiyonculuk ise ucu bucağı olmayan bir “N+1” yolculuğu [22:44].

Saat Bir Düşüncedir

Kolumdaki D1 Milano Sketch üzerinden de konuştuğumuz gibi, her saat aslında bir fikirdir [24:21]. Kimisi ikonik modellerle dalga geçer, kimisi geleneksel olanı kutsar. Hafif polikarbon malzemesiyle bu saat, bir “ikon kırıcı” tavır sergiler [25:19]. Benim için önemli olan saatin fiyatı veya mekanizmasının kuvars olup olmaması değil, bir düşünceyi temsil etmesi.

Sonuçta bir erkeğin saati olmalı mı? Evet, mutlaka olmalı. Çünkü biz saatseverler sadece saatin kaç olduğuna değil, bizzat saatin kendisine de bakarız [6:08].

Esquire Big Watch Book, Saatolog ve Milliyet

Geçen gün ömürdendir diye diye 2021'in sonuna geldik.

Pandemi hayatımızın kalitesini düşürdü ama her şerde bir hayır vardır sözü gereği bu durumda bile avunacak bir şeyler bulmak mümkün oldu.

Saatolog

Senenin en zorlu işi Saatolog oldu. Haftanın günleri geceleri yetmedi hafta sonlarını da yedi bitirdi. Bütün sıkıntılara rağmen sonunda ortaya iyi bir iş çıktı bence.

Meraklıların bildiği gibi Saatolog bir saat kataloğu. Bu yılki Saatolog üzerinde çalışırken geçen yılın bilgilerinin üzerinden geçip her markaya ek bilgiler kattık. Bu tür yayınlar ekip işi gerektirdiği için payımıza düşen kısımda iyi iş çıkardık diye düşünüyorum. Bin defa kontrol edildi ama yine de hata olduysa affola. 

Her şeyin ateş pahası olduğu bir dönemde böyle yüzlerce sayfalık iyi kâğıda basılmış kaliteli bir yayının çıkması, daha doğrusu çıkma iradesi bile takdir edilmesi gereken bir durum. Kataloğun yayıncısı Sami Saat bu anlamda kahramanca bir tavırla sektörde kimsenin yapamadığı bir işi üstleniyor. 

Merak edenler saat ile birlikte birçok konuya yer veren Saatolog'un web sitesine de bakabilir.



Esquire Big Watch Book

The Big Watch Book, yılda bir sayı olsa da 2015'ten bu yana yedi yıldır çıkan bir dergi olarak istikrarlı bir şekilde varlığını sürdürüyor. 

Bu sayıda tasarım ve ustalık üzerine çok iyi yazılar var. Özellikle, 1960 sonrası bilinen bütün ikonik saatlerde imzası olan tasarımcı Gerald Genta ve İngiliz saat ustası Roger W. Smith ile ilgili yazılar bence arşivlik.

Ayrıca yazar ve kültür tarihçisi Nick Foulkes'un sözlerinden derlenen "Hayattan Ne Öğrendim?" sayfası da derginin en iyi konularından biri. 

Ben de kol saatlerinin sol kola takılmasındaki önyargıyı, gelenekleri ve alışkanlıkları inceleyip otomatik saatimi neden sağ koluma taktığımı anlattım.

Milliyet

Bütün bunların dışında 5 Aralık 2021'den itibaren her pazar günü Milliyet gazetesinde saatler ve kalemlerle ilgili yazılarım yayımlanmaya başladı.

Şimdiden iyi seneler.


Rolex, Richard Mille ve Saatin Ruhu

Roger Federer'in başındaki Rolex tacı herkese bir şey söyler gibi durmuyor mu?(Fotoğraf: William West/AFP)
Geçtiğimiz pazar günü, yani 29 Ocak'ta muazzam güzellikte bir tenis maçı vardı. 
Avustralya Açık Tenis Turnuvası tek erkekler final maçında 35 yaşında "Majesteleri" lakaplı Roger Federer ile yine onun gibi tenisin efsane isimlerinden 30 yaşındaki Rafael Nadal ile karşılaştı. Tenis tarihine geçen olağanüstü karşılaşmada Rafael Nadal'ı 3-2 (6-4, 3-6, 6-1, 3-6, 6-3) yenen Roger Federer, 2012'deki Wimbledon'dan bu yana ilk, sporculuk hayatındaki 18'inci Grand Slam şampiyonluğuna erişmiş oldu. İşin ilginç yanı daha iki hafta öncesine kadar kimsenin böyle bir karşılaşmayı düşünmüyor olmasıydı. En çok da "Federer artık bitti, yaşlandı." diyenler çok şaşırdı ve yıkıldı elbette.

SAAT, ÇİKOLATA, FEDERER, NADAL
İsviçre'nin saati, çikolatası gibi güzelliklerinin yanında Federer gibi bir evladı vardır. Ben de bunca zaman kendi çapımda Federer hayranı biri olarak pazar günü hayatın olağan sıkıntılarından sıyrıldım ve maçı izledim. 
Gerçi tenis, çok meraklısı olduğum bir spor değil ama gönlümde sevdiğim diğer spor dallarından (basketbol, yüzme) çok daha büyük bir yer kaplıyor. Meraklısı değilim derken, üzerine konuşmak yazmak için yeterli birikimim olmadığını düşünüyordum. Şu saatte yine bilgim yeterli değil ama ilk kez yazmak istedim. Çünkü Milliyet gazetesinin 4. sayfasında müzik konusunda uzman olan adaşım Mehmet Tez'in "Federer,Nadal, evet, hayır" başlıklı köşe yazısını okudum ve etkilendim. İyi yazıların kışkırtıcı olmak bir özelliği vardır. (Linkteki yazıyı okuyun derim ama analog gazeteyi alırsanız 4. sayfada Ramize Erer'in cesaret ödülü almasını da gayri ihtiyari göreceksiniz. İtilip kakılmadan gazete okumak güzel şeydir. Sadece internete bağlı kalmayın, tek yönlü beslenmeyin derim. Kâğıt üzerindeki harfleri dalgalanmadan görmek güzel. İnternette bir şey okumak sürekli yenilenen sayfalar, sağdan soldan çıkan ve gözü rahatsız eden bir yığın küçük ayrıntılar nedeniyle bizi düşündüğmüzden daha çok yoruyor.)

Federer'in bu fotoğrafta görülen saati Rolex Milgauss (Fotoğraf: Sophie Ebrard)
Mehmet Tez'in yazısının güzelliği ise finalinde. Ancak oraya gelmeden önce Roger Federer'in sözlerinden alıntılar yapıyor. Bunlar kısa alıntılar, daha uzunları da başka kaynaklarda var. Mesela zafer konuşmasında şöyle diyor Federer: "Tenis gerçekten zor bir spor, beraberlik yok ama eğer olsaydı, bu gece beraberliği ve bu zaferi Rafa'yla paylaşmayı seve seve kabul ederdim..."
Maç sonrası tv röportajında söyledikleri ise insana gazetede köşe yazısı yazdırtacak cinsten bir olgunluk ve büyüklük içeriyor: "Rafa ile kortu paylaşmak harikaydı. Onunla uzun bir geçmişimiz var. Onun büyüyüp bir efsane oluşuna gözlerimle şahit oldum. Bana ve kariyerime ne kadar darbe indirmiş olsa da ona büyük saygı duyuyor ve onunla eşleşmekten büyük keyif alıyorum. Bana kalırsa o beni daha güçlü ve daha iyi bir oyuncu yaptı. O olmasaydı belki de ben bu akşam burada olamazdım..."
Çok güzel ifadeler değil mi? Bunları parayla pulla söyletmek zordur. Tevazu başarıyı perçinleyen bir şeye dönüşüyor.
ROLEX, FOTOĞRAF, RICHARD MILLE, SAATİN RUHU
Rolex üzerine bir yazışmanın ardından Federer'in "majesteleri" lakabıyla örtüşen bir fotoğrafını görmek bardağı taşıran damla oldu ve düşünmeye başladım. Arada sırada okur mektupları alıyorum. Kimi hakaret ediyor, kimi soru soruyor, nadir de olsa güzel şeyler yazan birileri çıkıyor. Rolex üzerine ise hiç beklemediğim kadar çok soru geliyor. Ancak okuduklarımdan çıkardığım ve bana çok garip gelen şey şu: Konuyla ilgili bilginin zayıflığı ile ters orantılı olarak Rolex'in küçümsenmesi. Sevilmemesini anlayabilirim ama küçümsenmesini anlamıyorum. Daha önce de bu sayfalarda tartışılan ve maalesef önyargılarla dolu bir durum bu.
Rolex tıpkı Roger Federer gibi başarılı, özgün bir marka ve kendine özgü bir iç yapılanması olan saat. Rakibi Nadal'ın bileğinde ise Richard Mille marka bir saat vardı. Saatçilikte bir deha olarak görülen Richard Mille, yeni tür bir mekanik saatin öncüsü: Hafiflik, farklı katmanlardaki görünüme düşkünlük ve ayrıntılardaki mükemmellik arayışı.
Rolex ile Richard Mille arasındaki farklar sadece görünüşte değil, ruhen de farklı dünyaların saatleri bunlar. 2001 doğumlu Richard Mille saatleri tekniği öne ruhsal dengeyi arka plana koyan daha yeni bir düşüncenin ürünü, Rolex ise bugün eskidiği düşünülen geçtiğimiz yüzyılın bir ürünü, ruha önem veren, teknik güzelliği önemseyan ama saklamayı tercih eden bir saat.
Richard Mille RM 27-02 tourbillon, Rafael Nadal (Fotoğraf: Stefano Galuzzi)
Not: 20. yüzyıl deyip durdum ama esasen bugün 20. yüzyılın teknik anlayışını taşıyan bir marka kalmadı sayılır. Eskiden bir marka başka bir markanın mekanizmasını alıp kendi saatinde kullanabilirdi. İç ve dış bütünlüğe o kadar önem verilmezdi. Saatçiliğin yeni bir Rönesans yaşadığı 21. yüzyılda ise büyük saat markaları kendi ürünlerinin iç yapılanmasında çok büyük yenilikler yaptı. Artık Minerva'nın, Zehith'in ürettiği efsane mekanizmaları alıp kendi markası altında kullanan zihniyet yok ki bu İsviçre'nin saat üretimindeki temel düşünceydi. Farklı atölyelerden parça almak çok doğaldı. Ne de olsa hepsi 'Swiss Made' ibaresi taşıyabiliyordu. Oysa günümüzde bu anlayış değişti. Hemen her marka kendi felsefesine uygun kendine ait bir hikaye oluşturmak istiyor.


Değerini koruyan saat

Gazetelerde yayımlanan reklamlardaki değişimi anlatmak gerektiğinde 13 Aralık 1992'de Milliyet gazetesinde yayımlanmış bu ilanı gösteriyorum. Artık saat reklamları Türkçe yayımlanmıyor ne yazık ki. Üstelik bir zamanlar detaylı mekanik ayrıntılar verip kullanıcıyı bilgilendiren reklam yerine bugünlerde sadece görsel güzelliği ön plana çıkartan reklamlar yayımlanıyor. Güzel veya yakışıklı bir oyuncu/sporcu eşliğinde yayımlanan bu ilanlarda saatin mekanizması, güç birikimi gibi hayati bilgiler minik harflerle bir köşede keşfedilmeyi bekliyor. Muhtemelen İngilizce bilmeyenler için de bu bilgilerin bir önemi yok elbette.

Ne yazık ki 150 yıldan beri Türkiye'de saat üretilmiyor artık. Saatlerin tümü yurtdışından geliyor, bunun ezici bir ağırlığı da İsviçre'den ithal ediliyor. Malum "Swiss Made" sözcükleri kalite göstergesi. Her şey ithal, evet ama bari reklamlar Türkçe olsun demek istiyorum.

Brietling manzarası

Bugünkü Milliyet'in 3. sayfasında alışılageldik bir Brietling reklamı var. Zaten bu Navitimer modeli saatin tasarımını da kaç 10 yıldır değiştirmedikleri gibi reklamları aynı şekilde değiştirmeden yayımlıyorlar. Hatta geçen günlerde yayımlanan (Ekim 2008) Financial Times'ın How to Spend it ekinde 1960'larda yayımlanan Brietling reklamı vardı ki reklamdaki saat ile günümüz Brietling modelleri arasında pek bir değişiklik göremedim. Bu yüzden Brietling benim kişisel sözlüğümde 'sıkıcı'nın karşılığıdır. Gerçi anlatılan ilginç öyküler var, bu saatlerin pilotların hayatını kurtardığına dair. Takdir etmemek mümkün değil. Ama biraz daha yaratıcı olmaları gerektiğini düşünmekteyim.



Belki de saatin tasarımını değiştirmeye gerek yoktur, yanı herkes mutludur, ona bir şey diyemem, benim merak ettiğim başka bir şeydi. Bu durmadan hep aynı şekilde yayımlanan ilanda saatin arkasındaki manzarayı merak ediyordum. Belki benim gibi merak eden başkaları vardır diye saatin arkasındaki gerçeği göstermek istiyorum, iyi seyirler, bence reklamdaki saatten daha heyecan verici: