Patek Philippe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Patek Philippe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2025/2026 İsviçre Saat Endüstrisi Raporu

Morgan Stanley ve LuxeConsult işbirliğiyle hazırlanan 2025/2026 İsviçre Saat Endüstrisi Raporu taze çıktı ve ilginç bilgiler içeriyor.

Pazarın Genel Görünümü 

İsviçre saat ihracatı 2025 yılında bir önceki yıla göre %1,7 oranında geriledi. Bu, 2023’teki rekor seviyelerin ardından sektörün üst üste ikinci yılında da daraldığını gösteriyor. Rapora göre, İsviçre saatlerinin küresel perakende satış değerinin (vergiler hariç) yaklaşık 49 milyar İsviçre Frangı seviyesinde olduğu tahmin ediliyor.

Rapor, markaların cirolarına göre sıralamalarını da güncelledi. Öne çıkan başlıklar şöyle:

Açık Ara Lider: Rolex 

Rolex, yaklaşık 11 milyar İsviçre Frangı ciro ile sektördeki hakimiyetini pekiştirdi. Satışları bir önceki yıla göre %4 artarken, üretim adedi 1,15 milyon adede geriledi. Bu, ortalama satış fiyatlarının %6 artarak 14.000 CHF’ye yükseldiği anlamına geliyor. Raporda Rolex’in lüks segmentteki (3.000 CHF üzeri) pazar payının %61 gibi çok yüksek bir seviyeye ulaştığı vurgulanıyor.

İlk 5’teki Değişim: Omega Geriledi 

Uzun süredir ikinci sırada bulunan Omega, 2025’te hem satışlarının düşmesi hem de rakiplerinin hızla büyümesiyle beşinci sıraya geriledi. Omega’nın cirosunun 2,2 milyar CHF’ye düştüğü tahmin ediliyor. Yeni sıralama şöyle oluştu:

  1. Rolex (11 milyar CHF)

  2. Cartier (3,5 milyar CHF)

  3. Audemars Piguet (2,6 milyar CHF)

  4. Patek Philippe (2,5 milyar CHF)

  5. Omega (2,2 milyar CHF)

En Hızlı Büyüyen Marka: Jacob & Co. Pazar daralırken büyüme başaran nadir markalardan biri Jacob & Co. oldu. Marka, 2025 yılında gelirini %14 artırarak 180 milyon CHF ciroya ulaştı ve en hızlı büyüyen İsviçre saat markası unvanını elde etti. Satış adedi ise %24 artışla 3.975 adede yükseldi.

Pazar İki Kutuplu: “Kazananlar” ve “Kaybedenler” 

Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, pazardaki keskin ayrışma. Sektör, “devler” ve “geride kalanlar” olarak ikiye ayrılmış durumda.

Kazananlar (Büyüyen ve Pay Kazananlar):

  • Rolex, Audemars Piguet, Patek Philippe ve Richard Mille gibi çoğunluğu aile şirketi olan markalar, pazardaki daralmaya rağmen paylarını artırdı. Bu dört büyük markanın toplam pazar payı %55’e ulaştı.

  • Süper lüks segment (5.000 CHF üzeri satış fiyatı) büyümeye devam etti. Bu segment, toplam ihracatın %37’sini oluştururken, büyümenin de %89’unu tek başına sağladı.

Kaybedenler (Pazar Payı Düşenler):

  • Özellikle Swatch Group bünyesindeki Longines, Tissot, Hamilton, Blancpain, Breguet gibi markalar ile Panerai, Roger Dubuis, Zenith, Girard-Perregaux gibi markaların cirolarında %15’in üzerinde düşüş yaşandı.

  • Pazarın belkemiği konumundaki orta segment ve giriş seviyesi lüks markalar en çok daralan grup oldu. Longines, on yıldan uzun bir süredir ilk kez cirosu 1 milyar CHF’nin altına düştüğü için “milyarderler kulübü”nden ayrıldı.

Özetle, 2025 yılı İsviçre saat endüstrisi için zorlu geçerken, lüksün ve dev markaların gücünü artırdığı bir piyasa tablosu çiziyor. 

Notlar

Sektördeki toplam kârın %76’sı sadece dört büyük marka (Rolex, Audemars Piguet, Patek Philippe ve Richard Mille) arasında paylaşılıyor. Bu dört markanın pazar payı ise %51. 

Christopher Ward ve MB&F, ilk kez ilk 50 arasına girdi. 

Sektördeki toplam üretim miktarı 2011 yılından bu yana ilk kez yarıdan fazla azaldı ve yaklaşık 29 milyon adetten 14,6 milyon adede düştü. 

Bu düşüşün asıl nedeni, 200 İsviçre Frangı’nın altındaki ucuz saatler. Yani 2010’ların başında çok satan kuvars saatler ve moda markaları artık o kadar rağbet görmüyor. Mekanik saatlerin ya da koleksiyonluk modellerin üretimi azalmadı, hacmi aynı kaldı. Ancak sektörün arkasında geniş bir tedarikçi ağı, usta-çırak ilişkisi ve üretim altyapısı var. Sistem, üretim azaldığında hemen küçülemiyor, bu nedenle sıkıntı yaşanıyor.

Küresel Tablo

Straits Research verilerine göre, küresel saat pazarı 2025 yılında 104,21 milyar dolar büyüklüğe ulaşmış. Bu pastanın yaklaşık 48 milyar dolarlık (%46) kısmını İsviçreli markalar oluştururken, geriye kalan 56 milyar dolarlık (%54) dilim Japon (Seiko, Citizen, Casio), Çin üretimi saatler ve diğer ülkelerin markaları arasında paylaşılıyor. 

İkinci el saat pazarı ise 25 milyar dolar büyüklüğünde, bu rakam birincil pazarın yaklaşık %24’üne karşılık geliyor. Özellikle lüks İsviçre saatleri söz konusu olduğunda ise bu oran çok daha yüksek seviyelere ulaşıyor.  

Morgan Stanley ve WatchCharts verilerine göre, ikinci el pazardaki toplam işlem değerinin %50’den fazlası sadece üç İsviçreli markaya ait: Rolex, Audemars Piguet ve Patek Philippe. Diğer İsviçreli markalar da eklendiğinde toplam pay %80-90’lar seviyesine çıkıyor.

Eric Clapton, Patek Philippe, Serkan Taycan


Eric Clapton ve meşhur ref.2499
Derdi olmayan sanatçı olamaz. Eric Clapton hem dertli hem de üstün zevkleriyle, hayatı başka sanatı bambaşka bir dünya olan eşsiz bir müzisyendir. Elbette ona her şeyi ile olağanüstü bir insan demek zor. Çelişkileri ve bağımlılıklarıyla sahte değil hakiki bir insan kendisi. 

Zaten mükemmel insanları hiç sevmiyorum. Hayatında hiç yanlış yapmayan, hiç pişman olmayan, keşke'leri bile olmayan tuhaf insanlardan uzak durmaya çalışıyorum. Eric Clapton'ı 'büyük' yapan da böyle bir şey aslında. O ruhunun bir benzerini Blues'da görmüş ve müzik tarihine geçmiş biri. O, çok çok iyi müzisyenlerin de hayran olduğu bir müzisyen. Eric Clapton isteklerinin ve arzularının peşinden gitmiş, pişmanlıklarla, keşke'lerle kendini yoğurmuş, oğlunun ölümüyle bocalamış, alkol ile uyuşturucu arasında kendini kaybettiği zamanlar yaşamış olsa da nihayetinde bir yere varmış. 

ERIC 'PATEK PHILIPPE' CLAPTON

Daha hayattayken efsane olan nadir insanlardan biri Eric Clapton. O, yapısına uygun olarak nadir bulunur efsanevi güzelliklere düşkün bir koleksiyoncu. Zaman içinde kendine tablolardan, otomobillere ve mekanik saatlere kadar geniş bir koleksiyon oluşturmuş.  
Patek Philippe Ref. 2499 Perpetual Calendar Chronograph
Ünlü müzisyenin koleksiyonundaki en nadide saatlerden biri de 1987'de satın aldığı platin kasalı Patek Philippe Perpetual Calendar Chronograph. İlk olarak 1951'de piyasaya sürülen bu modelden 35 yıl boyunca toplamda 349 adet üretilmiş. Ama Eric Clapton'ın platin kasalı Patek Philippe ref.2499/100’den sadece iki adet mevcut. Diğeri bir kişinin değil bir kurumun, Patek Philippe’in Cenevre’deki müzesinde sergileniyor. 12 Kasım 2012'de Christie’s Müzayede Evi’nin Cenevre şubesinde yapılan açık artırmada bu saat 3.637.844 dolara satılmıştır.

'SANATLA BİRLİKTE YAŞAMAK'

Paranın nereye harcanacağını bilmek kişiyi diğerlerinden ayıran bir unsur.  Bu yazıyı Eric Clapton'ı övmek için yazmış değilim. Bir başkasından söz etmek istiyordum aslında. Öyle milyon dolarları olan biri değil. Mutfağına Serkan Taycan'ın fotoğrafını asan zevk sahibi biri. Bence dünya böyle güzel insanlarla daha güzelleşiyor. İşte bu güzel insanın bana söylediği cümle önemli: "Bu sanat eseriyle birlikte yaşamak istiyorum."

Mekanik bir saat, bir dolmakalem, bir fotoğraf, kitaplar, hat eserleri... Ne farkeder? Bir sanat eseriyle yaşamaktır önemli olan. 


Bağlantılar:

1. Letters From The Editor: A Personal, Detailed Account Of Eric Clapton's Platinum Patek Philippe 2499
 
2. Eric Clapton's Platinum Patek Philippe 2499P at Christie's (and what you could buy instead) 


İyi seneler!

İtalyan asıllı fakat 1962 İsviçre doğumlu olan fotoğraf sanatçısı Guido Mocafio'nun Movement isimli bir kitabı var. Yeni bir yıla mekanik saatlerin güzelliklerini görerek girelim. Mekanik saat sevenlere sıhhat ve nefaset dolu seneler diliyorum.

Aşağıdaki fotoğraflar Movement adlı kitaptan:

Chopard. Quantième perpétuel phase de lune. © 2006.

F.P. Journe. Chronomètre à résonance. © 2007.

Gérald Genta. Planche de quantième perpétuel squelette. © 2006.



Bréguet Tradition. © 2005.

Patek Philippe. Chronographe à rattrapante. © 2006.

A.Lange & Söhne. Double split. © 2006.




Watch Plus dergisi ilkbahar sayısı çıktı



Daha önce Watch Plus dergisini çok beğendiğimi yazmıştım. Sonraki yazı derginin yeni sayısının gecikmesiyle ilgiliydi.

Fakat nihayet hasretle beklediğim derginin yeni sayısı elime geçti ve üzerimdeki kasvetli havayı dağıttı. Beklediğimden, düşündüğümden daha iyi bir dergi olduğunu gördüm. Kapakta Audemars Piguet var (Odemağ Pigey diye mi okunuyor, söyleyemiyorum, bir de Jaeger LeCoulte var, onu da bir türlü telaffuz edemiyorum).

Başlangıçta derginin haberler kısmı var, dergilerdeki bu bölümler çok güzel oluyor, mesela Sanat Dünyamız dergisinin bu bölüme verdiği isim "Rüzgar Gülü" adını taşıyordu, yeni Sanat Dünyamız dergilerinde bu bölümü kaldırdılar, neyse bu bölümü keyifle okudum, şaşırdığım yeni şeyler öğrendiğim haberler oldu bu bölümde. Sonra Audemars Piguet Millenary Carbon One incelemesi var, ardından Parmigiani Fleurier’in icra kurulu başkanı Jean-Marc Jacot ile yapılmış güzel bir söyleşi var. Jacot kendine ve Parmigiani Fleurier'e çok güveniyor, söyleşinin bir yerinde şöyle diyor:
"Herkes iyi, kaliteli saatler takmak istiyor. Hem çok pahalı olmayıp, çok güzel ve prestijli saatler de var. Bu tıpkı kıyafet gibi gelişir ve insanın kişisel gelişimi ile paralellik gösterir. Örneğin önce Omega alırsınız, bir süre sonra Rolex takmaya başlarsınız, hala yenilik aradığınızı düşünüyorsanız Jaeger LeColtre'a geçersiniz. En son mu? Tabii ki bize gelirsiniz!"


Sonra SIHH 2010 ile sayfalar süren bir bölüm var, arkasından Futbol ve Saat başlıklı bir dosya konusu geliyor. Bunlardan sonra "Bir Stern mucizesi" başlıklı ve Philippe Stern'in şahsi koleksiyonunun bir müzeye dönüşmesiyle ilgili bir yazı var ki dergiyi alanların önce bu yazıyı okumalarını tavsiye ederim. Keşke bu müzeden daha daha fazla fotoğraf olsaydı diye düşünmemek elde değil.

Bu yazıdan sonra benim bir yazım var, aynı ay içinde iki dergiye birden küçük de olsa katkım olmuş oldu (diğeri Saat Dünyası dergisindeki "Bunları biliyor muydunuz?" başlıklı sayfa: "Zaman makinelerine övgü" başlıklı bu yazının peşinden Şule Gürbüz ile yapılmış bir söyleşi var. Şule Gürbüz'e hep aynı sorular soruluyor, fakat bu söyleşi küçük maddi hatalar (kedisinin adı İnci, III. Mehmet değil II. Mehmet olacak) dışında benzerlerinden daha iyi, zaten Şule Hanım tatlı diliyle öyle bir anlatıyor ki aynı konuyu farklı sözcüklerle yeniden dinlemek insana klasik bir edebiyat yapıtını yeniden okuyormuş gibi geliyor.

GMT koleksiyonu, Vacheron Constantin Patrimony koleksiyonu, yeni modellerin olduğu kısımlardan sonra yazı dizisi “Saat Kuleleri ve Türkiye”, Şule Gürbüz’ün kaleminden bu sayıda yapılan girişle beraber başlıyor…

Eleştirim ise derginin fiyatıın 8 TL olması. Benzeri dergiler en az 10-15 TL'ye satılıyor çünkü.

Bir de şu var, "ben saat meraklısıyım" diyenin bir kitaplığı olmalı, bu kitaplıkta da dergiler kesinlikle yer almalıdır. (Gerçi "Ben fotoğraf sanatına çok meraklıyım" diyenlerin evlerinde fotoğrafla ilgili hiç kitap/dergi olmadığını da gördük, "Ben şiir yazıyorum" diyenlerin şiir okumadığını da, büyük şairlerden haberi olmadığını da gördük ama bu döngünün dışında yer alan güzel insanların da varlığını biliyorum. Bu koşullar altında dergi lüks mü sayılır bilmem. Fakat insan zihnini zenginleştirecek herşeye ihtiyaç gözüyle bakmalıdır diye düşünüyorum.)

Abone olmak isteyenler için e-posta linki.

Mineli saatler, Graham'in tarihçesi ve küçük şirket büyük şirket ortaklığı



Başlıktaki yazılar RobbReport'un Nisan sayısında yer alıyor.

Derginin kapağındaki 'ağır' evi görünce korkarak, galiba saatlerle ilgili bir şey yok bu sayıda, diye düşünmüştüm ve fakat öyle değilmiş, hele büyük saat şirketlerinin kendi alanında uzmanlaşmış küçük şirketlerle işbirliğine gittiğinden ayrıntılı olarak söz edilen yazı her saatsever için gönülçelen türden (gönülçelen demişken J.D. Salinger'a selam).

Ultra gelenekçi Patek Philippe'in mineli saatleri ile ilgili yazı da uzunca ve dolu dolu. Dergi güzel, okumakta fayda var.

Patek Philippe Arşivi

'Arşivlemek', 'kayıt tutmak' bilindiği gibi ülkemizde kıymeti pek bilinen bir kavram değil. Hatta "arşiv" demek aslında kanayan bir yara demektir ülkemiz için.

Tarihimizin Osmanlıya dair kısmından bir bölümünü "çöp bunlar" diyerek trenlerle vagon vagon belgeyi komşu bir ülkeye satmışlığımız dahi vardır. Vaktiyle güzel ve yalnız memleketimizin bir kurumu kurumsal tarihini yazdırmak istediğinde kuruluşuyla ilgili evrakın Anadoluda bir depoda Seka'ya gönderilmek üzere çuvallar içinde bekletildiği anlaşılmıştı! Sonra bu çuvallar içerisinde Mustafa Kemal Atatürk'ün kurumun kuruluş aşamasındaki katkısının ispatlandığı yazışmalar hazırlanan kitabın ilk sayfalarına konulmuştu. Nereden nereye...

Gelelim Patek Philippe şirketine: 1839 yılından beri sadece kendileriyle ilgili kayıtları değil, sattıkları her saat ile ilgili müşteri bilgilerini dahi arşivlemişler ve bu arşivle gurur duyuyorlar.

Gurur duymakta haklılar da: Arşiv geçmişe sahip çıkmak, onu korumak ve ondan gelen bilgiyle daha sağlam olmak anlamına geliyor.

Saat dergileri üzerine


Saatlerle ilgili gördüğüm en güzel dergi Patek Philippe'in çıkardığı The Patek Philippe International Magazine isimli dergiydi. Sahafları gezinirken rastlamıştım bu dergiye, sadece üretici firmanın saatleriyle ilgili basit bir tanıtım dergisi değil bu, kültüre ve sanata/sanatçılara değer veren bir dergi.

Bizim ülkemizde ne yazık ki böylesine kaliteli bir saat dergisi yok. Elbette saatçileri gezerken rastladığım bir dergi var. Esnaf odası yayını olduğundan tasarım ve içerik beklediğim düzeyde değil, her sayıda aynı basmakalıp görüşleri biteviye tekrarlayan, üretici firmaların gönderdiği saat tanıtım yazılarını saymazsanı geriye bir şey kalmıyor, son sayfalardaki haberler bölümü biraz dikkat çekici, uzaktan gördüğüm ve merak ettiğim bir camiaya ait fotoğraflara merakla bakıyorum, ancak bu haberler de 1980'li yılların gazetelerindeki magazin/cemiyet haberleri kıvamında.

Dün bu yazının notlarını alırken bir e-posta geldi, söz etmezsem olmaz, yeni bir derginin olduğunu haber veriyordu. Henüz iki sayı çıkan Watch Plus adındaki bu dergiyi çok merak ediyorum. İnceler incelemez bir yazı yazacağım.

Başka saat dergilerine de bakalım: WatchtimeMagazine, QP Magazine, iW, hr: Watches Magazine, HH Journal

Guido Castellini



Fortune dergisinin ingilizce baskısında ve Nisan 2008'de yayımlanan "Investing safe haven: Collectible watches" yazısı ardından Fortune Türkiye dergisinde geçtiğimiz Temmuz ayında çıktı, başlığı da "Şık yatırım aracı olarak saatler" diye çevrildi. Yazarı ise Scott Cendrowski. Dergiyi yeni gördüğüm için biraz gecikerek de olsa yazıyla ilgili bilgileri arşive hemen ekliyorum.

Alternatif bir yatırım aracı olarak mekanik saatlerle ilgili olan yazı italyan işadamı Guido Castellini üzerinden saat koleksiyonculuğunu ve saat kültürünün küçük yaşlardan itibaren insana neler kazandırdığını anlatıyor.

Guido Castellini'ye büyükbabasından 19. yüzyıl cep saatleri miras kalmış. Zaten aileden gelen bir saat kültürü olan Castellini daha çocukluğundan itibaren saatlerle ilgileniyormuş. Daha sonra da bu mirası akıllıca kullanarak genişletmiş, 100 yıllık bir Audemars Pigueot gibi 30'dan fazla güzel saate sahip şimdi.

Haber ilginç bilgilerle dolu. Mesela Castellini'nin daha 18 yaşındayken ayın evrelerini de gösteren 9 bin dolar değerindeki Patek Philippe saati bugün 250 bin dolar ediyormuş.

Yazıda ayrıca yeni saat koleksiyonu yapanlar için püf noktaları da var. Bunlar, belgeler, yılların izleri, monogramlar, kayışlar, kadranlar başlıkları altında özetleniyor.

Güneş yok, bari Rolex icat edelim

Doğan Satmış

HER KENTİ AYRI ÖNEMLİ

İsviçre, Türkiye'nin neredeyse 20'de 1'i kadar küçük olsa da, biz Türkler bu ülkenin tüm kentlerinin adını ezbere biliyoruz. İsviçre'nin her kenti, doğduğu günden beri her Türkün kafasına kazındığından olacak Lozan, Montrö, Cenevre bize Kastamonu, Babaeski, Şırnak kadar tanıdık geliyor. (Lozan, kendi ülkesinde bile bizdeki kadar meşhur mudur, kuşkum var doğrusu.) İsviçre'nin Türklere tanıdık olan tek şeyi, kent isimleri değil. Saat markaları da bir o kadar tanıdık: Rolex, Omega, Swatch, Longines, Frank Muller... İsviçre kökenli Migros ise Bodrum gibi bildik. St Moritz gibi kayak merkezlerini, sosyetemiz çok yakından biliyor. Zengin Türklerin gizli hesapları nedeniyle İsviçre bankalarını ise, adlarını bilmeden tanıyoruz.

ASIRLAR BOYU GARANTİLİ

İsviçre'nin en çok bilinen ve takdir gören ürünü, çikolata ile birlikte saatleri. Saat, kişi başına milli geliri 45 bin doları aşan bu ülkenin para basma makinesi. Minicik saatler, Türkiye'de asgari ücretli işçilerin maaşlarının birkaç yıllığına satılıyor. Ama İsviçre saatlerinin bu kadar değerli olmalarının çok özel bir nedeni var. İsviçre saatleri, asırlar boyu garantili. Dünyanın en bilinen saat markalarından olan Patek Philippe'in Cenevre'deki müzesinde, aralarında 500 yıllık saatlerin de bulunduğu 2 bini aşkın ürün, tıkır tıkır çalışıyor. (Bu lafın gelişi, saatler aşınmasın diye şu anda çalıştırılmıyorlar. Ama hepsi sapasağlam.) Genelde burunlarından kıl aldırmayan ve Türklere hep uzaktan, küçümseyerek bakan İsviçreliler, bu saat müzesinde birkaç köşeyi Osmanlı'ya ve onun insanlarına ayırmaktan kaçınmamışlar. Patek Philippe Müzesi'nde dünyadaki ilk saatlerin günde bir saat kadar şaştığını, bunun sakıncalarını önlemek için kapaklarına bir güneş saati konulduğunu şaşarak gördük. Zaten İsviçreliler saat işini de, ülkelerinde güneş hiç görünmediği ve güneş saati işe yaramadığı için bu kadar geliştirmişler. Güneş saatli ilk saatler 1500'lü yıllara dayanıyor. Müzenin en nadide saatlerinin biri, 'Boğaziçi' adını taşıyor. Türk pazarı için, 1815 yılında bir başka ünlü saat markası Breguet tarafından yapılmış. Bu cep saatinin üzerinde dört minareli bir cami, Boğaziçi ve bir Osmanlı yelkenlisinin muhteşem seramiği var.

JEAN-JACQUES ROUSSEAU

Türkiye ile İsviçre'nin saat ilişkisi, 16. yüzyıla kadar dayanıyor. Müze kitapçığına göre, Cenevreli saatçiler 1628 yılında İstanbul'un Galata semtinde bir koloni kurmuşlar. (Bizim sonradan genelev kurduğumuz bölge olabilir.) O yıllarda koloni o kadar büyümüş ki, bir papaz tayin edilmiş, sonraki yıllarda kilise ve bir okul bile kurulmuş. Ve İtiraflar'ıyla biyografi yazımının öncüsü olan Jean Jacques Rousseau'nun babası Isaac Rousseau da, İstanbul'a yerleşen bu saatçilerden biriymiş. Özellikle saat onarımında ustaymış ve bir dönem Topkapı Sarayı saatçiliği de yapmış. Saat, namaz vakitlerinin bilinmesi için Türkler için çok önemliymiş.

Müzede, 'Osmanlı İmparatorluğu' adlı bir başka Breguet marka saat daha var. 1825'te yapılan bu saatin üzerinde ise o yıllardaki Osmanlı haritası yer alıyor.

Yine Osmanlı Sarayı'ndan çıkan ve açık artırma ile müzeye getirilen bir başka saatte ise, anne-baba ve iki yavrulu bir kuş ailesi; saat başı ötüyor. Günümüzde, insanların en büyük aksesuarı olan kol saatlerinin tarihi sadece I. Dünya Savaşı yıllarına (1915'ler) dayanıyor. İlk kol saatlerini askerler ve pilotlar kullanmış. Patek Philippe markası 1839'da kurulmuş. Patek, adını bir Polonyalı'dan alıyor, daha sonra Philippe ile ortak oluyor ve kendisi ayrılıyor. Patek Philippe günümüzde yılda sadece 30 bin saat üretiyor, kalite bozulmasın diye üretimini sınırlı tutuyor, kendi üretmediği hiçbir parçayı kullanmıyor. Ve iddialarına göre, 1839'dan beri sattıkları her saatin alıcısının kaydı tutulmuş durumda.

Dünyanın en komplike saati: 33 fonksiyonla Calibre 89

Patek Philippe Müzesi'nin en değerli parçalarından biri, firmanın 150. yılı şerefine sadece beş tane üretilen Calibre 89'un prototipi. Calibre 89 adı silahı andırsa da bu silah değil, benzersiz bir saat. Sarı, kırmızı, beyaz altın ve platinden üretilen saatin prototipi dışındakiler satıldı. Platin olanı 2004 yılında 5 milyon dolara bir daha satıldı. Şimdi 11 milyon dolar değer biçiliyor. Dünyanın en mükemmel saati olarak tanımlanan Calibre 89'un yapımı dokuz yıl sürdü, beş yılda tasarlandı, dört yılda imal edildi. Tam 33 ayrı fonksiyonu olan bu saat, 1728 parçanın bir araya getirilmesi ile oluşturuldu. Ve kendisinden önce bu rekoru elinde tutan tüm saatleri solladı. Bu saatin başka hiçbir saatte olmayan özelliği ise, her yılbaşı gecesi gelecek yılın Paskalya tarihini, 31 Aralık gecesi göstermesi. Saatin tüm fonksiyonlarını yazabilmek için, Patek Philippe'nin Türkiye'deki uzmanlarından yardım istedim.




İşte saatle ilgili bazı özellikler:

Çapı: 88.2 mm.
Kalınlığı: 41 mm.
Ağırlığı: 1 kilo 100 gram
Çerçeve: 18 ayar altın
Parça sayısı: 1728 (184 dişli, 332 vida, 415 pin, 68 zemberek, 429 mekanik parça, 126 mücevher, 8 gösterge, 24 kol, 2 ana gösterge).

33 fonksiyonu:

1- Saat
2- Dakika ve saniye
3- İkinci bir saat diliminde saat
4- Güneş doğuş ve batış saati
5- Zaman dengeleyici
6- Turbillon kurma sistemi
7- Sonsuz takvim
8- Yıl atlama göstergesi
9- Ayın günü
10-Yüzyıl, 10 yıl ve yıl
11- Haftanın kaçıncı günü
12- Ay
13- Dört yıllık dilim
14- Güneş kolu (Mevsim için)
15- Yıldız tablosu
16- Ay dilimi
17- Paskalya zamanı
18- Kronometre
19- Saniye ayırımı
20- Yarım saatlik zaman ölçer
21- Yarım günlük zaman ölçer
22- Büyük zil (Her çeyrekte saat sayısı kadar)
23- Küçük zil (Saat başı ve çeyreklerde, çeyrek sayısı kadar)
24- Dakika tekrarlayıcı
25- Alarm
26- Termometre
27- Kurma kolunun durumunu gösteren gösterge
28- Zemberek dolu mu, boş mu göstergesi
29- Astronomik saat
30- Astronomik dakika
31- Astronomik saat dünya saati farkı
32- Astronomik saniye
33- Burç gösteren güneş kolu

Calibre 89 saatinin başka hiçbir saatte olmayan bir özelliği var: Her yılbaşı gecesi gelecek yılın Paskalya tarihini, 31 Aralık gecesi göstermesi.

Saat dünyasının kralları




Vacheron Constantin, Breguet, Patek Philippe ve Audemars Piguet gibi geçmişten gelen isimlerle kolunuzdaki saatler arasındaki bağlantıyı biliyor musunuz? Onlar, saatlerin dünyasını yönetmiş ve geliştirmiş taçsız krallardı.

Azize BERGİN

Kolunuzdaki saat sizin en büyük yardımcınız, uyarıcınız ve de bir bakıma kişiliğinizin aynası. Saat satın alırken zevkinize ve ihtiyacınıza uygun bir model seçiyorsunuz. Ama sessizce zamanın akıp gidişini size bildiren bu sevimli aletlerin yaratıcılarının kimler olduğunu hiç düşündünüz mü? Vacheron Constantin, Breguet, Patek Philippe ve Audemars Piguet gibi geçmişten gelen isimlerle kolunuzdaki saatler arasındaki bağlantıyı biliyor musunuz? Onlar saatlerin dünyasını yönetmiş, geliştirmiş taçsız krallar.

İnsanoğlu, yaşamını mağaralarda sürdürürken de zamanı öğrenme isteğine karşı koyamıyordu. İlkel yöntemlerle gece ve gündüz ayırımını yapıp, kısıtlı bilgisiyle zaman dilimlerini saptamaya çalışıyordu. Bugün bizler nasıl günlük hayatımızı zamanın akışına göre düzenlemek zorundaysak, atalarımız da aynı kaygıları taşıyorlardı.

Zamanı ölçme tutkusu, uygarlıklar geliştikçe azalmak yerine daha da arttı. Yüzyıllar boyunca zaman ölçme tutkusu azalmak şöyle dursun, giderek çoğaldı ve bu alanda yeni buluşlara yol açtı. İngiltere, Hollanda, İsviçre ve Fransa'da zamanı ölçme tutkunları yaptıkları çalışmalarla insanlığa yeni icadlar kazandırdılar. Bir süre sonra da zaman ölçen aletlerin yapımı bir sanayi dalına dönüştü.

Onsekizinci yüzyılın ortalarında bilim ve teknikten yararlanarak saat üreten bazı aileler, bu işin kârlı bir meslek olacağının bilincindeydiler. O ailelerin isimleri bugün de saygıyla anılıyor. 1755 yılında saatçilik 'bilimsel'' bir sanat olarak tanımlanmıştı. Paris'te saatçilikle ilgili tartışmalar sürüp giderken Montesquieu, Bufon ve Diderot büyük düşünürler, eserlerini yaratmakla meşguldüler. O tarihlerde 24 yaşında olan Jean Marc Vacheron adında bir delikanlı da İsviçre'nin Cenevre kentinde kendi adını taşıyan bir saat atelyesi kurmaya çalışıyordu. Bu genç adama göre, hayatta önemli olan zamandı ve onun ilerleyişini saptayabilmek daha da önemliydi. Jean Marc Vacheron, atelyesinde yılmadan çalışmalarını sürdürdü ve bugün yanımızdan hiç eksik etmediğimiz saatlerin öncülerini imal etti.

İDEALİST GENÇLER

Aşağı yukarı aynı tarihlerde, Versailles'de yaşayan Louis Breguet adında 15 yaşında bir delikanlı adayı da saat üretmeyi aklına koymuştu. Paris'te Ferdinand Berthoud ve Jean Antoine Lepine adındaki saat ustalarının yanında çıraklık yaptıktan sonra kendi atelyesini kurdu. Yıl, 1775'ti. Abraham Louis küçük eyeleri, cımbızları ve de kafasını kullanarak hedefine ulaşma çabasındaydı. Bu genç adamdan önce saat yapımı çok ilkel koşullar içindeydi. Ama Abraham Louis, çalışmaları sırasında yeni teknikleri denemekten asla kaçınmamıştı.

Breguet'nin dehası, hayatı boyunca ona yeni ufuklar açtı. Breguet, kurmalı saatleriyle üne kavuştu. Duvar ve masa saatlerinin bir anahtarla kurulup çalışması o dönem için şaşırtıcı bir gelişmeydi. Saat kurmaya yarayan anahtara, mucidinin adı verildi. Breguet, 1823 ile 1830 yılları arasındaki dönemde, pandüllü beş adet saat örneği hazırlamıştı. 1810 yılında ise Napoli kraliçesi için bileğe takılan bir saat yaratmıştı. Ayrıca Fransa Kraliçesi Marie Antoinette için de o döneme göre çok karmaşık bir tekniğe sahip ilginç bir kol saati hazırlamıştı.

Louis Breguet'nin saatçilikteki buluşları, bu mesleğin devlerini de harekete geçirmişti. Baba- oğul Vacheron'lar, 1819'da François Constantin ile ortak oldular. Böylece saatçiliğin tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu. Karmaşık tekniğe rağmen saatlerin birer sanat eserine dönüştürülmesi sağlandı.

SAATÇİLER DERNEK KURDU

Georges Leschot, 1839'da saatçilikte büyük bir yeniliğe imzasını attı ve saatlerin bazı parçalarının fabrikada üretilmesini sağladı. Birbirinin eşi olan parçaların seri olarak imal edilmesi, saatçiliğin bir sanayi dalına dönüşmesinde önemli rol oynadı. Aynı yılın bir mayıs günü, Patek, Czapek ve Cie'nin fabrikada üretilmiş ilk saatleri Cenevre'de satışa çıkarıldı. O tarihte Antoine Norbert de Patek 27 yaşındaydı. Yılda 200 saat imal edebiliyordu.

Altı yıl sonra Fransız saatçi Jean Adrien Philippe saat imalâtına bazı yenilikler getirdi. Kol saatlerinde rakamların rahatça görülebilmesini sağlayan ise Patek Philippe oldu. Aynı dönemde, saatçilikte önemli gelişmeler yaşandı. Joux Vadisi'nde Jules Audemars ve Edward Piguet, güçlerini ve bilgilerini birleştirerek 'saatçiliğin aristokratları' ünvanını kazandılar. 1881 yılında, 30 yaşlarındaki bu iki genç bir saatçilik derneğini kurdular. 1912'de Vacheron Constantin, Paris'te terör rüzgârları eserken saat modellerinde bir yenilik yaptı ve 'Tonneau' yani 'fıçı'' adıyla bilinen saatler, daha sonraki dönemlerde Cartier'ye de ilham kaynağı oldu.

Patek Philippe, 'Calatrava' adıyla bilinen saatı 1932 yılında satışa çıkardı. 1955 yılında geniş tabanlı, camları bombeli saatler büyük ilgi görmeye başladı. Altın çerçeveli büyük saatlere ilgi de giderek artıyordu. Daha sonraları spor saat modelleri moda oldu. Arnold Schwarzenegger'in 'Terminator'' filmlerinde kullandığı saatler de bu modelin benzerleriydi.

Modern zamanların dâhi saatçisi Breguet, 30 yaşında iken İsviçre saatçiliğini gölgede bırakmak için geceli gündüzlü çalışmaya koyulmuştu. Yılda 18 bin saat üretebilen fabrikası sayesinde bu hayalini bir anlamda gerçekleştirmiş oldu.

Saatlerin dünyasında 70'li yıllara damgasını vuranlar ise Chaumer kardeşlerdi. Breguet'nin fabrikasını satın aldıktan sonra, yeni modeller üretmeye başladılar.

SWATCH EZDİ GEÇTİ

1999'da Swatch grubu yılda 100 bin saat üretecek kapasiteye ulaştı. Saatçiliğin öncülüğünü yapan firmalar artık birer sanat eseri niteliği taşıyan saatlerini üretmeyi sürdürüyorlar. Bugün ultra modern atelyelerde ve fabrikalarda geceli gündüzlü çalışılıyor ve her yaşa, her zevke uygun binbir çeşit saat, alıcılarını bekliyor.

Saat imalâtçılığı, bir zamanlar sadece erkeklere özgü bir meslekti. Karmaşık çalışma yöntemlerini kadınların benimseyemeyecekleri sanılıyordu. Fakat bugün dünyanın en güzel, en değerli saatlerini üretenler arasında kadınlar da yer alıyor.

BREGUET

Abraham Louis Breguet (1747 - 1823) daha on dört yaşındayken saatçiliğe ilgi duymaya başlamıştı. 1775'te Paris'te bir atelye kurdu. Bu dâhi saatçi, yuvarlak saat modelleriyle üne kavuşmuştu.

VACHERON CONSTANTIN

Jean Marc Vacheron, 1755 yılında 24 yaşında iken saatçiliğe başlamıştı. Oğlu, 1819'da François Constantin ile ortak oldu. 1839'da da Georges Leschot ile birlikte çalışmaya başladılar. Böylece saat sadece el emeğiyle üretilen bir alet olmaktan çıktı.

PATEK PHILIPPE

1 Mayıs 1839'da Patek, Czapek ve Cie, Cenevre'de atelyelerini kurdular. Antoine Norbert de Patek, Jean Adrien Philippe ile ortak oldu. Saatlerinin makineleri çok eski de olsa, seçtikleri model sadeliğiyle ön plana çıkarıyordu.

AUDEMARS PIGUET

Jules Audemars ve Edward Piguet, saatçilik şirketlerini 1881'de kurdular ve özellikle cep saati yaptılar. Günümüzde kadınlar da erkeklerle birlikte saat işinde çalışıyorlar.

Kaynak: Hürriyet Tarih, 4 Haziran 2003, Sayfa: 12-13